Saturday, July 11, 2009

Çok faydalı bir üçkağıtçılık. Hayatımın geri kalanını değiştirme ihtimali çok yüksek. Merakla salı ve çarşamba günkü gelişmeleri bekliyoruz efendim.

Wednesday, July 8, 2009

Lan ben bu gerzek işe neden yeniden bulaştım? Ne güzel kurtulmuştum. Bırakıcam yine.

Friday, July 3, 2009

Yeni iş, yeni ev,... Bu kadar yeniliği kaldıramayabilirim. İş için güzel bir hedef belirledim ama. Hayatımın önümdeki 2 haftasında bir hedefim var artık. Zaten hedefleri böyle ufak aralıklara koymak benim stilim sanırım. Böylesi daha rahat. 2 haftada 16 iş hedefim. Çok geçerli bir hedef. Ucunda Rock'n Coke var;)

Monday, June 29, 2009

Şu Ankara'yı hiç sevmiyorum. Havası çok kuru. Yaz ayında insanın dudakları çatlar mı ya? 3 günde kuruttu beni.

Monday, June 22, 2009

The oscar goes to serdar.

Arkadaşlar, (size arkadaş diyorum, lafın gelişi bu, aldırmayın). Benimle ilgili bildiğiniz herşeyi unutun. Söylediğim yazdığım her şeyi her şeyi her şeyi. LÜTFEN. Gerçek bir şey anlatıcam. Yaklaşık 2 saat önce başımdan geçti. Sımsıcak.

Yer: İstiklal Caddesi
Geceleri her halukarda kafama kapşonumu geçirip eve dönüyorum tek başıma olduğum zamanlarda. Bu gece de aynen. Biraz yavaş yürüdüm kabul ediyorum ve gereğinden fazla duvar dibindeydim. Adamın biri -ki benden yaklaşık 20 cm uzun, yanından geçme çabalarımı sonuçsuz bırakıp yolumu kesti. Yaptığı ilk şey boğazımı sağ eliyle sıkmak ve duvara yapıştırmak oldu. Neyse ki çabuk uyandım. Gerisi şöyle;
-Adam; Şşşh gel bakalım.
-Serdar; Hı?
-Adam; Lan seni tek hamlede öldürebilirim şu anda.
-Serdar; Hı?
-Adam; Seni tek hamlede öldürebilirim şu anda.
-Serdar; Bilmiyorum. Hıhı.
-Adam; (boğazı biraz daha sıkarak ve sesini yükselterek) Lan seni bir hamlede öldürürüm.
-Serdar; Hıhı hıhı. Çok içtim.
-Adam; Lan öldürürüm diyorum. Ne içtin?
-Serdar; Hı?
-Adam; Ne içtin lan ne içtin?
-Serdar; Hı? Çok içtim ben.
-Adam; Ne içtin lan?
-Serdar; Hı? Kimsin sen?
-Adam; Paran var mı ib..?
-Serdar; Hı?
-Adam; Para var mı diyorum y...k kafalı?
-Serdar; Hı? Para mı? Hııı... Para olsa ne işim var burada?
-Adam; S..tr git a...k.
-Serdar; (Adam elini boğazından çektikten sonra) Sen de.

Bu gerçek. Sanırım hayatımda ilk defa ölümden kurtuldum.

Saturday, June 20, 2009

İnsan

Yanlış bişey değil. Kişinin bazen insanlıktan çıkması gerekiyor evet. "İnsan" kavramının ne kadar gelir geçer bir kavram olduğunu tartışmayacağım burada. Özel anlamına girmek istiyorum. Sen de insansın, ama "sonsuz artı bir eşittir sonsuz"dur ve dünya matematiktir. Demeye çalıştığım şey; istisnalar kaideyi bozmaz. "İnsan" kavramı içinde bulunmak birey olarak bu sıfatı üstlenmeyi mecbur kılmaz. "Artı bir" tek başına bakıldığı zaman "artı bir"dir. Sağına soluna baktığında gördüğün onlarca, yüzlerce, binlerce, milyonlarca "insan", senin için birey olma sıfatına ulaşmamışsa sadece "insan" kavramı içinde kalır ve bencillik duygusuyla yanyana geldiği anda değeri sıfırdır. Hiçkimse "insan"ın bencil olmadığını söyleyemez çünkü sonu hayatta kalma içgüdüsüne dayanır, kişi birey olmalıdır, o sürüden yani "insan"lıktan çıkmalıdır. Sürüden ayrılanı kurt kapar belki ama kurt da daima yalnız çalışır.

"28 days later"ı izleyiniz lütfen.

Sunday, June 14, 2009

Tabi ev ve dolayısıyla odam da değişince yatağımın duvara yapışık kısmı da oda düzeni gereğince değişmek zorunda kaldı. Artık her sabah tersimden kalkıyorum. Pardon, öğlen...

Saturday, June 13, 2009

last.fm'e abone oldum. Ofiste radyosunu dinlerdim. İşten ayrılınca pek gerek kalmadı gibi. Ama takıldığım başka bişey var, profilimi ziyaret edenleri görebiliyorum. Abone olmadan önce günde 25-30 kişi bakıyordu, abonelikten sonra günde 5'i bile bulmamaya başladı. Çok komik ya. Nedir bunun mantığı? Kimseye birader ne baktın da demiyorum. Tam tersi hoşuma gidiyor. Ziyaretçilerin birinin profili sayesinde Hurricane#1 diye bir grup öğrendim. Niye saklanmaya başladılar ki? "Aman Serdar beni görmesin,..." cümleyi buraya kadar getirebiliyorum. Görsem ne olacak ki? İptal edicem aboneliği. Rahat etsin herkes. Hayret bişey ya.

Thursday, May 21, 2009



Tamam süpürgeyle temizlik çok kolay. Ama o küreğe o yerdeki tozlar nasıl atılır ki kolayca? Süpürgeyle ittirdikçe ya hepsi havalanıyor ya da küreğin kenarına takılıp yerde kalıyor. Kesin elektrik süpürgesini bu yüzden icat etmişlerdir.

Tuesday, May 19, 2009

Ey insanlar artık fantezi de mi yapmaya başladınız? Google'a "serdar the charlie brown" yazıp aramak da neyin nesidir? serdarcharliebrown küçük harflerle ve birleşik yazılır.

VS

Geçen gün Paul Gascoigne'in futbolculara içki yasağıyla ilgili söylediği birşeyin haberini görmüştüm. Futbol streslidir, bırakın içsinler biraz rahatlasınlar demiş. Sonra nette gezinirken bu fotoğrafları gördüm.Efendim tacizi yapan adamı tanıdınız, Vinnie Jones. Guy Ritchie filmlerinin sert adamı, eski Wimbledon kaptanı. Gazza bu sefer sert kayaya çarpmış. Tarihin en en tuhaf iki futbolcusu onlardır muhtemelen zaten.

Thursday, May 14, 2009

YUH

Sinirliyim. YUH az geldi. OHA ve ÇÜŞ. Bu kadar mı öküz olunur be. İçki içmeyi yasaklayacaksın, az gelecek, insan içine çıkmayı yasaklayacaksın. Sonra etrafa bakıp ulan insan mısınız diyip toplu katliama başvuracaksın. Dünyanın tek kurtuluşu ya toplu katliam yada intihar. Başka türlü salim kafayla dolaşmanın yolu yok. Deli olmak da yetmiyor. Ben dayanamıyorum artık.

Thursday, May 7, 2009

offf

...artık anlatarak da başa çıkamayacağım durumlar bunlar. Plansız simultane dakikalar. Şaşıyorum sadece. Böyle olmaması gerekiyordu. Böyle olmasını beklemiyordum. Yok yani bu kadarı beni aşıyor. Böyle düşünmemiştim. 1 sene önce... of niye okuyorsunuz ki? Özgürlüğüm sınırlandı.

Friday, May 1, 2009

1 Mayısa girmeden işçilikten çıktım. İşi bırakmak güzel duyguymuş bak. Tavsiye ederim.

Thursday, April 30, 2009

Güne dair 3 önemli not;
-O yaptığın şeyi nedensiz de sansan bişey olması gerektiği için yapmışsındır elbet. Farketmekse mucizeye tanık olmak demek.
-Neden kötü olmamak gerek?
-Bilgisayar müziğine dil uzatınca örümcek kafalı derler bi de. Bill Gates'e bağımlı indie'i kınıyorum!

Monday, April 20, 2009

Eşeklik baki kalmamalı.

Edit: Kalmadı aferin.

Saturday, April 18, 2009

Kapalı kutu

Karaköy iskelesi de sonunda batar. Kapalı kutular su üzerinde durmaya çalışmaya devam ederler. Bir kapalı kutunun su üstünde durmaya çalışması ne kadar zordur bilir misiniz? Bkz: 2.
*"Kutu" grubuna algıları açtıkları için teşekkürler.

Monday, April 6, 2009

Hakkaten en tehlikeli cümle "ne kaybederim ki". Belanın başlangıcı. Kesinlikle giriş cümlesi.

Wednesday, April 1, 2009

Uyuz

Kızıyorum, aklımda tutuyorum. Sonra içten içe intikam alıyorum. Gıcık davranıyorsam, uyuzsam, daha önceden bişeye kızmışım demektir. Bazen hakkaten çok kızıyorum. Aferin. İyi yapıyorum.

Tuesday, March 31, 2009

Hava ısındı ya sinekler başladı hemen uçuşmaya. Gözüme girdi bugün bitanesi. Tozlar, polenler... Offf.

"Sen de derdin var sanıyorsun. Sen manik depresif bir robot olsaydın ne yapardın? Yoo, hayır, cevap vermeye zahmet etme, senden elli bin kat daha zekiyim, ama cavabı ben bile bilmiyorum. Sizin seviyenize inerek düşünmeye çalışmaktan başım çatlayacak neredeyse."

Tuesday, March 24, 2009

Otobüse bindim, o karşılıklı duran koltuklardan ters duran birine oturdum, çantamdan suyumu çıkardım içtim. Karşımda oturan teyze yanındaki adama "şimdiki gençlerin hepsinin de elinde su şişesi" dedi. Hadi telefon olsa, başka bişey olsa falan hııı teyze hiç görmemiş yadırgadı derim de su bu su. Nesinden rahatsız oldu ki? Hiç sevmiyorum şu teyzeleri. Yolda da yürüyemiyorlar zaten.

Friday, March 20, 2009

Kewell

Belki Galatasaray elendi ama bu adam ne büyük futbolcu olduğunu gösterdi. Avustralya kıtasına futbolu tanıtan kişi bu adam. Futbol hayatı boyunca kanat hücumcusu veya forvet oynadı. Futbol tarihinin en spectacular futbolcularından birisi kesinlikle. Bu akşam 90 dakika stoper oynadı. Çok hata yaptı. 2. gol tamamen onun hatası. Ama hiç önemli değil. Kaprissiz orada oynaması bile yeter. Bi de Lincoln'e bakınca hele...

Monday, March 16, 2009

"hayır manyak değilim, sadece biraz kafam karışık"

Yok bu sefer yapmıyorum. Çok büyük bir zihinsel faaliyeti kaçırıcam biliyorum ama artık akıllandım.
Aslında biraz kurcalamakta da bir sakınca yok galiba ya. Suede - He's Dead dinliyorum. Bişeyden vazgeçmek ne kadar zormuş bu anda. Hadi yapalım diyor sanki allah kahretmesin. Off sonuç şimdiden belli ama dürtüyor. Ne kaybedeceksin ki? Daha önce de yaptım şimdi de yapabilirim ki. Serdar bu işkenceyi kendine neden çektiriyorsun? Çünkü aslında eğleniyorum. Salak. Yine mi? Hayır canım sıkılıyor.
"Ayakların yere bassın seni salak"

Monday, March 9, 2009

Zayıflığım resmen tescil edildi. Askerlik yoklaması sağlık raporum;

Tanı: Hafif protein enerji malnütrisyonu/ön tanı
Karar: Kilo azlığı. Askerliğe elverişlidir. Komando olamaz. Arz ederim.

Artık resmen zayıfım. Ama 4 yaşımdan beri böyleyim. Lise sonda 1 sene içinde toplamda 4 kişi uyuşturucu kullananlara benziyorsun demişti çok zayıf olduğum için. Ne salakça.

Wednesday, March 4, 2009

Bununla da karşılaştım ya pes artık... http://www.kors4n.com/

Sunday, March 1, 2009

aman izmir daha sıkıcıymış. saat 12de eve dönüyosun falan. böğk.

Thursday, February 26, 2009

merdiven

-sen iyi misin?
-evet:)
-güzel:)

Wednesday, February 11, 2009

Bugüne kadar çektiğim en garip fotoğraflardan birini çektim. En garibi değilse de ilk 5e mutlaka girer.

Saturday, February 7, 2009

aa bi de şey var ya; peah! sanki çok umurumda:)
Hah! Herkes kendi halinde. İşte bu yüzden hayatı... Hah! Hayatmış. Hadi oradan.

Gerçekçi olalım arkadaşlar. Herkes kendi durumuyla ilgileniyor. Bu sosyal ortam zırvalarının hepsi hikaye. Karşılaştığınız kişiye nezaketen "nasılsın" diyoruz, biliyorum, biliyorsunuz. Ben de yapıyorum bunu. Bir nevi mecburiyet. Ne konuşabilirsin ki? "Nasılsın?", "İyiyim"... "İyi değilim" mi dedi yoksa? Sürpriz. Yapmayın etmeyin, umrunuzda olmadığını biliyor. "Neden iyi değilsin?" diye sormanız bişeyi değiştirmeyecek. Ona yardım edemeyeceksiniz, dertleriniz onunkinden fazla, çünkü size ait. Anlatsa bile sorunu sizi aşacak, bir yararınız dokunmayacak, kendi dertlerini çözmekte beceriksizken sizinkileri nasıl çözebilsin ki? Zorlamanın bir faydası yok. Bırakın boşverin. Kimse kimseye yardım edemez, herkes kendi halinde. Büyük dertlerimiz var hepimizin ve başkalarıyla ilgilenemeyecek kadar aciziz. Ayda 1 defa yüz yüze geldiğin birinin sana herhangi bir konuda yardım edemeyeceği açık. Nezaketen "nasılsın" der. Yüzüne bakıp gül, iyi olduğunu söyle. İstediği şey o. "Sanki çok mu umurunda" diye içinden geçirsen de söyleyemezsin bunu. Eğer gerçekten sorununuza çare üretebileceğini inanıyorsanız durumun üzerine gideceksiniz ve sonuçta herhangi bir yardımı olamayacağını anladığınız ana kadar şahıs sizden ve dertlerinizden sıkılmış olacak. Bu durum otomatikman tanıştığınız kişinin "siz istediğiniz an" sizden nefret edeceğini gösteriyor. Yapıyor olduğunuz şey sıkıntınızı "gerçekten" paylaşmak. Derdinizi anlayacak ve çözüm üretemeyeceğini görecek. Çözüme umut olacağı fikrini aklınıza soktuğunuz zaman anlatmaya devam edeceksiniz ama karşı taraf bunu çözemeyeceğini farkettiği için bir süre sonra sıkılacak. Sonuç belli. Şartları baştan kabullenmekte hiç bir sakınca yok o zaman. Hatta faydası da olabilir belki! Ne olacaksa! Sorunları çözemeyiz. Uğraşırız kendi kendimize ama bu matematik değil. Kesin bir çözümü yok. Lanet olası "hayat". Saçma sapan. Nezaket halini kenara bırakıp gerçekliğe geçebilsek daha güzel anlaşabilicez ama bunu kaç kişi kaldırabilecek ki?
Benden nefret ettiğinizi biliyorum. Bunu sormayın artık. Böyle yaşamak daha güvenli. Direkt sonuca gidiyor.

Thursday, January 22, 2009

Bişeyler yazasım geliyo ama yazacak hiçbişey de yok ki. Zihinsel faaliyetlere izin vermemek için elimden geleni yapıyorum. Oyun falan oynuyorum acil durumlarda. Sadece okul numaramla cep telefonu numaramı birkaç değişiklikle birbirine çevirebildiğimi hatırladım önemli sayılabilecek. Okul zamanlarında bulmuştum bunu. Numaram 1310000049'du. Tamamen tesadüf. Sayılara bayılıyorum.

Monday, January 19, 2009

start


Yeniden başlıyorum hehe:) Birkaç güzel planım var.

Saturday, January 17, 2009

Saat 06.20. 8de kalkıp işe gidicem. Gece de saat en az 4e kadar dışarda olucam. Yarın herşey ağır çekim. Sürekli esneyeceğimden dolayı da gözüm yaşlı, burnum akar vaziyette olucam. Yatayım lan ben!

Thursday, January 15, 2009

Gecenin 4'ü, görülen bir haber, kafada aniden çakan şimşekler. İyi bir planlama gerekli. Hadi bakalım mühendis bey çalıştırın kafanızı. Bir çeşit uzmanlık sınavı.
Edit: Boşver gereksiz...

Wednesday, January 14, 2009

Dudağımdaki çatlaklar şişti. Anneanem görünce "neye sıkıldın bu kadar" dedi... Soğuktandır anneane:/ (ne basit cevap)

Saturday, January 10, 2009

(+18)

*DİKKAT BU NOT TEHLİKELİ MESAJLAR İÇERİYOR OLABİLİR. EMİN DEĞİLİM. LÜTFEN DİKKATLİ OLUNUZ!
(İlk defa bu şekil bir uyarı yapma gereği hissediyorum)

Bugün nedensiz yere kilometrelerce yürüdüm. Otobüsle gidebileceğim yerlere bile yürüdüm. Amaç yorulmak, amaç kafamı meşgul etmek. İşim ne kadar geç biterse kafam o kadar çok meşgul olur ve ayrıca yorulunca gece bişey düşünmeye fırsat bulamadan uyuyabilirim. Sonra da içtim. Saat şu anda 2'yi geçmiş. Ayıldım tabi evet. Ama deli gibi yorgunum. Ayaklarım inanılmaz ağrıyor ve dudaklarım sabah saat 10'dan beri soğukta durmaktan çatladı, acıyor. Fiziksel acının vücudu ne kadar meşgul ettiğini hiç farketmiş miydiniz? Dudağınız çatlasa bile acısı kafanızın oraya kaymasını sağlayabiliyor. "Zihni meşgul etmek için kasten fiziksel acı yaratmak" fazla mı manyakça? Neden canı yanarken parmağını ısırır o zaman insan? "Ah çok acıdı" diyip tek gözünü kırpıp parmağını ısırmak refleks olarak bile adlandırılabilir. Temelde acıyı başka bir acıyla bastırmaktan geliyor. Duyulan acı, fiziksel acı olmadığı zamanlarda da bunu fiziksel acıyla bastırmak bir nevi içgüdüdür belki.

Thursday, January 8, 2009

Buldum. Sürekli neden birtakım sorunları çözmekle uğraştığımı... Mühendisin işi sorunu çözmektir, silip atmak değil. Bırak vazgeç diyemiyosun. İllaki bişeyler geliyor aklına ve onları uygulamaya çalışıyosun düzelir belki bu şekilde diye. Lanet olası eğitim kafamızın içine ediyor bazen.

Wednesday, January 7, 2009

Oh kurtuldum. Ne 6 gündü ama. Yeni yıl yeni başlangıçlar falan filan derler ya hani, 6 günde süper işler başardım. Kendimi tebrik ediyorum. Şimdi çok işim var. Acaip işler peşine düşüyorum. Çok meşgul olmam lazım.

Saturday, January 3, 2009

"Anlamsız sözlere artık hiç bulaşmadan, beklesem yanında"
Bir 23 mucizesi daha. Bazen nokta atışlar geliyor ve kimi sözler mottolaşıyor. Aklına kazı. Daha önce yaptın, yine yapabilirsin.


Bu fotoğrafları tanıyan, hatırlayan var mı? 2006 sonunda Diyarbakır'da Kurtoğlu Subay Lojmanlarında kalorifer kazanı patlaması sonunda yarısı yıkılan Şahinkaya apartmanı bu. 5 kişi ölmüş, 8 kişi yaralanmış. Bu apartmanın yıkılmayan kısmında zemin katta oturduk. 2 seneden biraz fazla. Yoksa 3 mü? Neyse şimdi. Bigün kapıcı telaşla gelip "Boru patladı, kazan 70 derece, kazan patlıycak" demişti ve biz apartmanı boşaltmıştık. Şu görünen merdivenlerde koştururduk. İnanılmaz bişey. Hatırladım işte gece gece.

Friday, January 2, 2009

Sinirleniyorum.

Tuesday, December 30, 2008

Ya gidin allahaşkına ya. 35 kişi okumuş bugün. Yuh diyorum başka bişey demiyorum. Canınızı sıkmak istemem'i geçmiş bugün burası. 2 senedir ilk defa oluyor. Çok mu hoşunuza gidiyor depresyona girmem anlamıyorum ki. Gidin kar falan seyredin. Acaba soğuktan kardan falan mı etkilendim de kafayı yemek üzereyim ben de anlamadım ki:/

Monday, December 29, 2008

Gece uyuyamadım. Telefonun ışığında bişeyler yazmayalı baya olmuş. Hiç düşünmeden yazdım. Sabah okuyunca bu sayfa takıldı gözüme bitek. Gece uyuyamamak sıkıcı oluyor. Marvin'in yaptığı geldi aklıma bide. O şiir yazar ufak tefek. Ben de mani yazdım. Çok komik oldu. Pek eğlenceli. "Uykudan Önce" adı. Bidaha yazmayacağıma emin olabilirsiniz. Herhangi bir anlamı yok. Sadece zaman geçirmek için. İnsan uyuyamayınca zaman geçmiyor evet.


sabah olmadı ama gece gibi de değil ki
herkes uyurken, yine karanlığı seyrediyorum
bu duvarların sorunu ne bilmiyorum
ama sanırım hepsi birazdan kusacak

bu yastık niye bu kadar düzeldi?
betonda yatmak bile inan bundan güzeldi
gözlerim ısrar etse de uyumak için
kafam bu konuya oldukça oldukça hakim

saat şimdi 05.46
yoksa güneş geç mi kaldı?
yorgan da amma ağırlaştı
evet midem, yemek diye bişey vardı

sokaktan bir araba daha geçti
tek uyumayan ben değilim, belli
acaba onun ne ki nedeni
sanmıyorum, değildir deli

Sonu böyle. Sonunda uyudum derim olur biter.

:/

YİNE HERŞEYİ MAHVETTİM2 aydır her gün asla yapmayacağım dediğim, dikkat ettiğim ve inanın 1 saniye bile düşünmeden etmediğim salaklığı yine yapıp 1 gecede herşeyi yok ettim. bu sefer gerçekten ciddi şekilde paniğe kapılıyorum.
napıcam ben şimdi?

Saturday, December 27, 2008

shhh

Televizyonda film seyretmeyi seviyorum. Eski kafalıyım. Eskiden öyle öğrendik hala aynen devam ediyorum. Tabi kötü yanları da var. Aynı anda seyretmek isteyeceğiniz iki filmle karşılaşabiliyorsunuz. Hain televizyon kanalları.

Funny Games'in eski versiyonunu izledim. Michael Haneke'nin yönettiği. Daha önce izlemişim meğer televizyonda. İzleyince hatırladım. Hatırlamak iyi oldu. Ama o zamanlar John Zorn'u tanımıyormuşum. Filmin sonunda çalanın Hellraiser olduğunu duyunca güleyim diye koyulmuş kesin.

Tabi kanalı değiştirince gelmiş geçmiş en cool seri katille karşılaşıyorsun. Things to Do In Denver When You're Dead'deki Steve Buscemi şaheseri Mister Shhh.
Televizyondan anında fotoğraf yakalayabiliyormuşum bakın. Youtube'a girebilenler ve başbakanlar aşağıdakini de izlesinler bence.



En güzel böyle olabilirdi herhalde.

Tuesday, December 23, 2008

...hesaplaşma bittiği zaman yeterince özgür olacağız. Mühim olan çabuk olması.

N 40"58'08,55 E 29"05'07,28

Şakacı Sokak. Her önünden geçişte sadece adına bile gülüyorum. Zaten aslında gülmek için başka bir neden de yok sanırım. Ama ileride oturacağım yer adayları arasında sadece ismi nedeniyle 1. sırada. Şimdilik...
Ya ben fulltime çalışırken daha az çalışıyordum ya ne biçim iş bu anlamadım. İyiyim ama.

Saturday, December 13, 2008

Yine mi olmadı? Herşeyi kenara bırakıp en uç noktadaki çözüme girişmek gerekir.

Monday, December 8, 2008


Herşeyi anlatırsın, ve herşeyi kaybedersin. Gerçek özgürlük. Ancak bebekler bu kadar huzurla uyuyabilir. Günaydın.

Wednesday, December 3, 2008



Just another false alarm...

Tuesday, December 2, 2008

Bulantı


"Bişey oldu sanmıştım, olan bişey yok burda, aklımda gariplikler..."

Monday, December 1, 2008

Lütfen üzerinize alınmayın ama

Çok komik. "Canınızı sıkmak istemem" dediğimde herkes bana "canımı sıkmıyorsun ki" diyor ve hatta "artık şunu söyleme bana" diye kızıyor. Ama hiç bişey demeden canlarını sıkmamak için hiç konuşmadığımda da "Serdar canımı sıkmıyorsun konuşsana" demiyor. Neden illaki birilerinin kafasına vurmak gerek?

*Bunu söyledim diye benimle konuşmaya kalkacak olanlar; kim olduğunuzu biliyorum. Lafım size değil, işinize bakın.

Sunday, November 30, 2008

Ekranda görüntü dalgalanır. Hemen yanındaki telefona bakarsın mesaj geliyor diye. Bakarsın, bakarsın, bakarsın,...

Friday, November 28, 2008

Hayır. Karışık olan ve boktan olan o işler değil insanın kafası. Ne istediğini bilmiyor.

Saturday, November 22, 2008

Ahım tutuyor. Herşeye, herkese. Çok acaip. Nefret ediyordum o Karaköy iskelesinden. Başıma kötü şeyler gelmişti. Ondan da kurtuldum. Her geçişte buradan nefret ediyorum diyodum. Artık o da yok. Ayağınızı denk alın!

Friday, November 21, 2008

Şu anda Kuruçeşme Arena'nın tapusunu elimde tutuyorum. Biraz fotokopi ama olsun. Ekspertiz raporu hazırlıyorum orası için. Zor oldu baya:/ En son REM & Spiritualized konserinde oradaydım. Son zamanların en ilginç gecelerinden biriydi. Dönüp dolaşıp rapor işi tabiki bana gelecek:/ Hiç şaşırmadım.

Saturday, November 8, 2008

:/

Ben böyle şeyler olsun istemiyordum:/
:/ bu ikona da taktım son günlerde. Galiba bunun yüzünden 2 gündür böyleyim. Nasılım? Böyleyim:/

Wednesday, November 5, 2008

Ufff evde yalnız başınayken gecenin bir vakti giriş kapısını açıp ekmek&gazete sepetini kapıya asmak çok korkunç bişey oluyormuş.

Saturday, November 1, 2008


An itibariyle tüm Linus'lar balkabağı tarlalarında Büyük Balkabağı'nı bekliyor. (Hoş rüya)

Friday, October 31, 2008

Yaşasın home office sistemi. Pazartesi'den itibaren home office çalışıyoruz. Artık uyuyabilicem.

Tuesday, October 21, 2008

şimdi şu anda bişey farkettim ki hiçkimse beni hiçbir zaman "top friends" listesine koymayacak asla. bu nasıl rahatlatıcı bişey bir bilseniz.

"Şimdi bir köşede oturup paslanmamı mı istiyorsunuz yoksa ayakta dikilirken aniden yere düşüp parçalanmamı mı?"

offf. yarın çok zor bi gün olacak.

Saturday, October 11, 2008

Hiç görmek istemediğin bir yüzle burun buruna gelirsin. Yaklaşık 15 saniye sonra snoopy'nin burnuyla karşılaşırsın. Tesadüf için fazla anlamlı.

Monday, October 6, 2008

Dün otobüste benden yaşlı bir amca bana yer verdi, gel otur evladım dedi. Ben de oturdum. Hasta, sakat falan mı görünüyorum ki?

Sunday, October 5, 2008

Hiçbir şey tesadüf değildir

Bu gece hayatımın en tuhaf gecesi olmasa da rahatlıkla ilk üçe girer. Korkuyorum.

Sunday, September 28, 2008

Zaman geçtikçe bir takım eski durumlar akla geliyor. Bazı şeyler için ne kadar boş vakitler geçirmişim. 60 yaşındaki amcalar gibi konuşucam şimdi ama hakkaten ders çıkarmak lazım bunu görünce. Yaşlanıyor muyum ne! "Boşver" Kimse yaralanmasın.

Tuesday, September 23, 2008

"sağlık durumunda olumsuz gelişmeler"

"sağlık durumunda olumsuz gelişmeler."
Bugün haberlerde duydum bu cümleyi çok hoşuma gitti. Tam bugünüme uygun geldi kulağıma.

Friday, September 19, 2008

Gözüm Açıldı

GÖZÜM AÇILDI!
Duyabileceğiniz en korkunç laf. Karşınıza geçip birisi "gözüm açıldı" derse, yarın neler yapabileceğini tahmin bile edemezsiniz. Emin olun ki karşınızdaki kişiyle ilgili o güne kadar kafanızdan ne geçirdiyseniz onların hepsi yok olmalı, düşünceleriniz sıfırlanmalı ve karşılaşabileceğiniz herşeye hazırlıklı olmalısınız. Gözü açılan şahıs "yarın" canınızı yakmak için hazırlanıyor demektir. Biraz akıllıysa hiç şansınız yok.
Bu gerçekmiş. Gerçekten gerçekse işte espri dediğin böyle olur. Doğayı kutlarım.

Tuesday, September 16, 2008

Kuyu

Geçen gün biyere gittim bina görmeye. Edirne'de ormanlık alanda şehir merkezinden yaklaşık 20km kadar uzakta bir site. İnşaat bitmemiş, devam da edilmemiş. İn cin top oynuyordu. Şöyle bir bina:
Buraya kadar herşey normal. Ama içeri girince iş değişti biraz. Girerken kimse var mı diye bağırmak zorunda kaldım. Tırstım biraz. Her yer örümcek ağı ve inşaat pisliği içindeydi. Bu da normal. Bodrum kata inince iş iyice değişti. İçerisi karanlıktı. Su falan basmış herhalde vakti zamanında, yerler kurumuş çatlaklı çamur kaplıydı. Odanın tam ortasında da kenarları sıkı sıkı kapatılmış bir kuyuyla karşılaştım. Görür görmez fotoğraf çekip kaçtım. Sonra meraklandım bidaha girdim. bakındım biraz bikaç fotoğraf daha çektim. Ama yaklaşamadım. Villanın bodrumunda odanın ortasında o kuyunun ne işi vardı ve neden sıkı sıkı kapatılmıştı ki? Aynı sitede bunun gibi 5-6tane daha villa vardı. Hepsini gezdim ama hiçbirinde yoktu böyle bi kuyu daha. Ciddi ciddi korktum. Tam korku filmi gibi. Müşteriyle gitmiştim, yani ormanın ortasında 2 kişiydik. Adam da arabadan bile çıkmadı sıcak diye. Yani başıma bişey gelse...

Sunday, September 7, 2008

Göç

Bizim ev muhtemelen leyleklerin göç yolu üzerinde. Geçen günlerden birinde akşam üstü annem balkona çağırdı. Bununla karşılaştık. O gördüklerinizin hepsi leylek. Hiç böyle bişey görmemiştim daha önce. Dakikalarca geçtiler.

Saturday, September 6, 2008

Depresyon adam Hakan Tamar'la bir diğer depresyon adam serdarcharliebrown Peyote'de bütün gece gülüşüp gırgır yapmışlar...

Thursday, September 4, 2008

İnsanların nicklerinin anlamını araştırmayı seviyorum. Çok ilginç şeyler öğreniyorsun.

Monday, September 1, 2008

2


Duvarlarım varmış etrafımda. Oraya kimseyi sokmuyormuşum. Eskiden de varmış ama duvarlarım gittikçe daha kalınlaşmaya başlamış dedin bana. Hayır bu çıkışından bişey anlamadım. Bana bunu ve üstelik sen nasıl söyleyebildin ki? Ben bugüne kadar kime samimi şekilde bişeyler anlattıysam sonunda benden kaçtılar. Sen de dahilsin buna. Duvarları falan bırak ben seni içime sokmak istedim. Sana ettiğim cümleyi aynen hatırlıyorum. Seni tutayım göğsüme sokayım orada kal hep demiştim. Suçlu ilan edilip görüşmedik 1-1buçuk sene. Anlayamadım ne olduğunu ve geçen gün öyle bir çıkış da beklemiyordum senden. Tepkisiz kalmayı seçtim. Konuşmaya başlasam yine önce yaptığın şeyi yapıp kaçacaksın benden. Şimdi bu gece sonrasında da aynı şey olacak biliyorum ama eskisinden daha farklıyım ben çoğu açıdan. İnsanlara güvenim eskiden azdı, şimdi hiç kalmadı. Ama bu durum özgüven kazanmamı da sağladı. Etrafta benden başka güvenecek kimse göremiyorum. Egom da götüm de tavan yaptı emin olabilirsin. Şimdi konuş dedin diye konuşursam ve arkanı dönüp gidersen ben de arkamı dönüp giderim. Onun için konuşabiliyorum zaten. Noldu anlamadım. Bu sefer de herşeyi söylemediğim için mi kötü oldum? Bırak "boşver" sorgulama. Dondurmanın çikolatasından, armutun sapından, üzümün çöpünden bahsedelim. En azından 3-4 ayda bir seni görebilmemi sağlıyorlar. Konuşmaya başladığımda neler olduğunu gördüm aldım boyumun ölçüsünü. Kendimi senin 4 ayda bir gördüğünden daha iyi tanıyorum ben. Hergün sadece onunla birlikteyim hep de yalnızız. Eskiden helikopterinle gezdirmeni isterdim hep, pinpon falan oynardık. Ama şimdi sadece geçerken el sallaman yeter, 4 ayda bir göreyim yeter. Bak ne kadar iyi bir arkadaşım. Yanında hep sırıtabiliyorum.
Aslında daha öyle çok şey anlatabilirim ama "eskiden biraz tuhaftın ama şimdi tam bir manyak olmuşsun" demenden çekiniyorum.

Radiohead - Paranoid Android

Tuesday, August 26, 2008

Bir sayıyı yazılırkenki anında doğru okumanın mümkün olmadığını farkettim bugün. Yazı yazılırken okuyabilirsiniz;
Örnek; "ördek" yazarken sırasıyla "ö","r","d" yi okuyup "örd" diyebiliriz henüz "e" ve "k" yazılmadan. "örd" dediğimizde kelimeyi okuma yolunda doğru yolda oluruz. "örde", "ördek" diye doğru şekilde devam edebiliriz.
Ama "9876543" yazarken "9", "8", "7" yi arka arkaya yazınca "dokuzyüzseksenyedi" dediğimizde yanılmış oluruz, arkasına "6" yazıldığında "dokuzbinsekizyüzyetmişaltı", sonra "5" yazıldığında "doksansekizbinyediyüzaltmışbeş", "4" de yazıldığında "dokuzyüzseksenyedibinaltıyüzellidört", hele hele sonuna da "3" yazılırsa "dokuzmilyonsekizyüzyetmişaltıbinbeşyüzkırkdört" olur.

Harfleri arka arkaya doğru şekilde okuyabilirken sayıları tamamı bitmeden doğru şekilde okumamız mümkün değildir. Bugün 6 yaşındaki bir çocuğa hesap makinesinde rastgele yazdığı çok haneli sayıları okudum da o sırada jetonum düştü.
Sayılarla kelimeler arasındaki bir fark işte pfff boş işler.
Ayrıca tuhaf cevaplar veriyorum sadece ne demek istediğim anlaşılmasın diye.
Çok manyakça şeyler geçiyor aklımdan. Okunacağını bildiğim için yazamıyorum.

Saturday, August 23, 2008

Of en kötüsü de yattıktan sonra kafana bişeylerin takılmasıyla uyuyamamak. 5te yatıp 7de kalkıyorsun böyle.

Wednesday, August 20, 2008

Bilgisayar Müziği

1 haftalık izne ayrıldım. Bugün 3 tane müzik programı çalıştım evde oturup. Öyle kullanma klavuzu falan yok. Tek tek kurcalayarak öğrenmeye çalışıyorum. Şarkıları kesip kırpıp davul ritmini eklemeyi öğrendim. 1 şarkımın yarısı tamam. Yarın gitarları da çözdümmüydü bu iş biter. 2 günde programları öğrenip şarkı yapabiliyorsunuz bilgisayarda. Bilgisayar müziği yapanlara selamlar.

Tuesday, August 12, 2008

İşini yap

Yalnızca işini yap. "Ted".

Monday, August 11, 2008


Ne o ? Sıkıldınız mı okumaktan? Yoksa okuyacak bişey mi bulamıyorsunuz artık? nıhahahahahahaha...

Wednesday, August 6, 2008

Güzel Olsun

Günlük hayatta saf ve temiz duygularla "güzel olsun" diye hazırlanmış birşeyle karşılaşamazsınız.
(Firma ismi vermeden) Otobüse binersiniz. Kulaklıklı ve yarım metre önünüzdeki televizyonunuz açıktır. Rastlantı ki yanınıza da kimse oturmamıştır. Tüm yolu rahat rahat film seyrederek gitmeyi hayal edersiniz. Kahveniz de gelir. Gerçekten tadı iyi. Kahve, krema, şeker ve karıştırıcı poşetlerinizi özenle iç içe sokarak çöpe hazır hale getirip bacak bacak üstüne atar kahvenizi içersiniz.
Mola verilir. Mola sonrası yerinize geldiniz ve host servise başlar. Kahve, kremalı ve iki şekerli lütfen dersiniz artist artist. Host bunları verirken araya bir de laf sıkıştırırsınız, artık keyfin vakti gelmiştir. "Televizyonda dizi seyretmek yerine bir film seyretsek daha iyi olmaz mı?". O anda yazının ilk cümlesi devreye girer. Host cevap verir; "Görüntüsü bozuk olmadığı takdirde uyduyu kapatmamız yasak". (Muhtemel bir sponsorluk anlaşması). Dengeniz bozulur. Kahveyi dökmeye çalışırken poşeti bardağa düşürürsünüz, karıştırırken masaya ve pantolonunuza sıçratırsınız. Şeker poşetinin yarısını masaya dökersiniz, poşetleri katlamayı beceremezsiniz ve hepsi masaya yayılır, bacak bacak üstüne atmak yerine kahveyi sırtınızı yaslayamadan kambur durarak bitirirsiniz. Kahve de acıdır. Yazıyı yazmak için açtığınız ışık da kıllık yapar ve ancak 3 denemede kapanır. Bu son cümleyi de karanlıkta yamuk yumuk yazarsınız.

Monday, August 4, 2008

İş gezilerimden en uzağı bu gece. 12 saat Adana'ya gidiyorum gece 20.00 itibariyle. 2 gün 2 gece uykusuz Serdar.
5 gecedir içiyorum mezuniyet kutlaması adı altında maşallah bana ehe:)

Saturday, August 2, 2008

TÜKÜRMEK, TÜKÜREBİLMEK harika bişey. Ben tükürdüm 2 defa tam üstüne. Iskaladım 100ü ama olsun.
Az önce The Marmara önünde kolye satan çocuktan bir fil kolyesi satın aldım. Takıcam. Bakalım ne kadar dayanabilicem boynumda bişeyin durmasına.

Monday, July 28, 2008

Fil

Son günlerimin hayvanı. Evet. Akşamları işten biraz geç çıkıp Age of Empires oynuyoruz iş yerinde. Ben pek iyi bilmezdim. Age of Mythology oynardım ama evde. Ondan biraz tecrübeyle tek filli ırk Persleri seçiyorum. Fillerim dillere destan oldu hehe:p Daha önce djlik yaptığım bazı akşamlarda arka arkaya 3 filli şarkı çalıp kendi kendime sırıtıyordum. "Suede - Elephant Man", "Blonde Redhead - Elephant Woman" ve "Patrick Duff - Elephant Bill". Ama hepsini bir yana bırakayım bu gece televizyonda Gus Van Sant filmi "Elephant"ı seyredicem sonunda. 3-4 senedir filmi izlemek istiyorum ama cdden film izlemekten hiçhiçhiç hoşlanmadığım için pek çok filmi izlemediğim gibi onun için de televizyonda yayınlanmasını bekledim. Eski kafalıyım o konuda. En güzeli sinemada tabi ama televizyondan film seyretmenin yeri başka (Seslendirmeleri çoğu zaman berbat olsa da).
Süt içen fil. Güzel.



Edit:

Gus Van Sant resmen seyirciyle dalga geçmiş. Kameraları nereye soktun be adam? Beklediğime değmiş.

Friday, July 25, 2008

Bugün ilk defa inşaat mühendisiyim dedim. Daha önce kaale almayan tapu müdürü habire mühendis bey diyip durdu. Oh olsun.

Thursday, July 24, 2008

Evet ben okulu bitirdim. O Avcılar'dan kurtuldum. Artık inşaat mühendisi oldum resmen.

Monday, July 21, 2008

Çanakkale yolunda otobüsteydim, içecek servisi yapıldı, kahve ve Eti Cin aldım. Kahvemi yaptım, bacak bacak üstüne attım, Brett Anderson'ın yeni albümü Wilderness'i dinliyordum. Elektrogitarsız durgun bir albüm. Bir anda kendimi 40 yaşındaki amcalar gibi hissettim, o anda kahveden dilim yandı, hemen arkasından da gözüm Eti Cin'in sırıtışına takıldı. Sırıttım, bacağımı indirdim, Brett'in albümünü değiştirdim. Eti Cin'in gamzeleri varmış.

Wednesday, July 16, 2008

İş için Çanakkale'ye gidiyorum bu gece. İlk kez gidicem oraya. Bütün gece uykusuz, bütün gün iş ve hemen geri dönüş. Bütün aptallığım da üstümde gibi geliyor bugün. Bozuk uyku düzeniyle 2 gün. Yaşadık.
Ölecekmişim gibi geldi yolda.

Monday, July 14, 2008

İki ilaç içiyorum. Dişçi verdi. Bi-Profenid diye bir ağrı kesici ve Rovamycine diye bir antibiyotik. Çok fena ağız kuruluğu yaptılar. Bu sıcakta pfff.

Wednesday, July 9, 2008

"Hayat ne garip di mi, vapurlar, bacalar falan" Cenk & Erdem Beyler


Bacaların üstünde "ÇIKMAK YASAKTIR" yazıyor.

"Bayan Puff, hayatımın geri kalanı için gidebilir miyim?"

Tuesday, July 8, 2008

"Onlara ne görmelerini istiyorsan onu göster" Freddy Newandyke.

Monday, July 7, 2008

56 kiloyum ama tartının üstünde hoplayınca 65 kiloya kadar çıkabiliyorum.

Sunday, July 6, 2008

Canavar olsam?
Peki istesem en fazla ne kadar kötü olabilirim? pfff.
Yoksa çok mu kötüyüm? Korktum kendimden.

Saturday, July 5, 2008

Friday, July 4, 2008

Supangle üzerine sade dondurma çok güzel oluyormuş. Ama benim gibi hastalığa her an açık bünyeliyseniz tüm gün öksürmeyi göze alın da yiyin.

biraz bekle serdar. birazcık. azıcık daha . dur bekle. birazcık daha.

Harry Kewell


Bir Liverpool efsanesi. Liverpool'un 7 numarası. Belki de en sevdiğim futbolcu. Galatasaray anlaşmış. Sakat, hem de kötü sakat. Muhtemelen oynayamayacak birçok maçta. Ama onu Galatasaraylı görmek bile bana yeter. Çok sevindim.

Thursday, July 3, 2008

O kafamı çok meşgul etmesini istediğim işi buldum. Hadi len dedirtecek tesadüfler de devam ederse artık uyuyabilicem sanırım. Uyku sorunu büyük bir dert. Bu cümlelerin sonu "tesadüfen uyumak"a kadar gider. Bekle. Çünkü hiçbir şey asla tesadüf değildir.

Wednesday, July 2, 2008

Euro 2008(3)

Almanya'ya Rüştü'nün hediyesiyle elendik ama insan Rüştü'ye kızamıyor. Neyse. Daha iyi oynayıp elendik.

İspanya Rusya'yı çok rahat yendi. Rusya'nın en iyi yanı soluydu ama İspanya'nın sağındaki Sergio Ramos o kadar iyi oynadı ki hem defansta hem hücumda, Rusya'nın kanadını kırdı. Arshavin'i de etkisiz hale getirince gerisi kolay oldu.

Finalde de 1-0 bile bitmiş olsa İspanya rahat kazandı. Maçın sonları halı saha maçı gibiydi. Almanya saldırması gerekirken pozisyona İspanya girdi hep. Rahat kazandı İspanya. Güzel turnuva oldu. En azından oynamaya çalışanlar kazandı savunanlar değil.

Tuesday, July 1, 2008

Kitaplığın en üstündeki Roll'lara ulaşmaya çalışırken sandalyeden düştüm. Süperdi. Sol bacağımda koca bir morluk var artık.

Saturday, June 28, 2008

Yine tuhaf bişeyler oluyor. Dandik televizyon filmlerinde bile adamın düşüncesi bu kadar kolay gerçekleşmez. Bu kadar arka arkaya tesadüf bir filmde olsa hadi len diyip kanal değiştiririm.

Tuesday, June 24, 2008

Euro 2008 (2)

Yıllarca Manchester United'ın Bayern Munih'e son dakikada 2 gol atıp sampiyonlar ligi şampiyonu olduğu maç konuşuldu mucize diye. Bundan daha mucizesi de olabiliyormuş demek ki. Arka arkaya 3 defa geriden gelip kazanmak harika. Bütün futbol dünyası yıllarca bunu konuşacak kesin. Özellikle 119. dakikada gol yiyip moral o kadar bozulmuşken tekrar o golü atabilmek muhteşem bişey. Zaten herkes farkında. Hırvatların moral bozukluğu da gerisini getirdi bize.

Almanya Portekiz'i fizik açıdan ezdi ve rahat tur atladı. Şimdi bize karşı da en büyük kozları bu olacak. Bizim de fizik açıdan güçlü İsviçre ve Çek Cumhuriyeti'ne karşı ne kadar zorlandığımızı düşününce şansımız az görünüyor. Ama yine maç sonlarına 70. dakikaya kadar falan gol yemeden getirebilirsek kondisyonumuzun iyi olması sayesinde son dakikalarda biraz daha üstün oynayıp gol atabiliriz belki. Ama bu sefer elenicez gibi geliyor. Çünkü futbol falan oynamıyoruz. Defansımızın ortası çok eksik. Muhtemelen Hakan Balta stoper oynayacak. Ne kadar dayanabileceği çok önemli. Yan toplarda çok zayıfız, Rüştü'nün en zayıf yönü de o. Almanların da en güçlü yanı yan toplar. Çok zor olacak.

İspanya-İtalya maçı çok kaliteliydi. İtalya defansı ilk maçlarda çok kötüydü ama sonra toparlamışlar. İspanya'ya karşı çok iyi savunma yaptılar. Fernando Torres ve David Villa'ya top göstermediler. Ama hücumları çok zayıftı. Yine de Luca Toni'nin ortalığı karıştırdığı bir hava topu sonrası golü atacaklardı neredeyse Camoranesi ile. Ama Casillas refleksleri en iyi kaleci şu anda tüm dünyada. Önce Camoranesi'yi sonra da 2 penaltıyı kurtarıp İspanya'yı tur atlattı. İspanya daha fazla zevk veriyor. Onların tur atlamasına sevindim.

Biz ne kadar mucize yarattıysak Rusya da o kadar sürpriz yaptı. Ama haklarıydı tur. Hollanda gruptaki maçlarından çok farklıydı. Hiçbirşey oynayamadılar. Aslında Rusya oynatmadı. Hollanda'nın defansı zayıftı ve Ruslar da oyunu orada oynamayı başardı. Çok hızlı çıkıyorlar hücuma. Arshavin mükemmel bir hücumcu. Zhirkov da çok iyi. Sol kanatta çok güçlüler. Maç uzatmaya gitmeden bile Rusya tur atlayabilirdi. Tamamen hakettiler. Ama şimdi İspanya'ya karşı oynayacaklar yeniden. Grupta 4-1 yenilmişlerdi. Eğer İspanyollar o maçı baz alıp Rusya'yı küçük görürse çok yanılır. Arshavin o maçta yoktu ve Rusya Arshavin'le çok değişti. Güzel maç olacak.

Finali malesef Almanya-İspanya oynar gibi geliyor bana.

Wednesday, June 18, 2008

Euro 2008 (1)

Ne güzel haziran başından beri sadece futbol var aklımda fikrimde. Bayılıyorum turnuvalara. Yarın çeyrek finaller başlıyor. Gruplarda hiç tartışmasız en iyi oynayan Hollanda'ydı. İspanya da baya iyiydi. Romanya'nın elenmesine üzüldüm sadece. Rusya'nın da elenmemesine sevindim çünkü her ne kadar beğenilmese ve İspanya'dan 4 yemiş de olsalar İspanya'ya karşı bile futbol oynamaya çalıştılar. Fransa'nın elenmesine sevindim. Hırvatistan futbolunu çok severim. Çok teknik takımları olur hep. Playstation oyunlarında da hep Hırvat milli takımını seçerim zaten. Tur atlamalarına sevindim. Almanya turnuvadan önce çok övülüyordu, ilk maçta da Polonya'yı iyi oynayarak yendiler ama sonraki iki maçta çok yavan top oynadıkları ortaya çıktı. Portekiz'i yine de eleyeceklerini düşünüyorum ama çeyrek finalde.

Bizim İsviçre ve Çek Cumhuriyeti maçlarından da zaten bahsetmeye gerek yok. Bence ikisi de futbol mucizesiydi. Zira iki maçtan da 5'lik olup çıkabilirdik. Şimdi Hırvatistan'a karşı şanslı olduğumuzu düşünüyorum ama. Çünkü fizik açıdan bizden üstün değiller. Çeklere karşı da İsviçre'ye karşı da fizik olarak ezildiğimiz dakikalarda geriye düştük hep. Ama maç sonlarında onlar yoruldu, biz yorulmadık. Bu da kondisyonumuzun iyi olmasından dolayıydı. Hırvatistan ilk maçında Avusturya'ya karşı maçın sonunu zor getirmişti. Kondisyonları pek iyi değil ama gruptaki son maçlarında aslarını dinlendirdiklerini de unutmamak gerek. Teknik açıdan ezilmezsek -ki pek zannetmiyorum, yine maç sonuna doğru top bizim ayağımızda daha fazla kalacaktır ve yine son dakikalarda bir gol atabiliriz gibi geliyor bana. Özellikle sağ kanatlarında Corluka ve Srna çok iyi bindirmeler yapıyor. O kanadı savunabilirsek ve sol kanatlarındaki Schalke'de Lincoln'ün yerine oynatılmaya başlanan Rakitic'i durdurabilirsek hücumlarda zorlanırlar. Modric'in orta sahada etkili olabileceğini sanmıyorum bizim maçta. Orta sahamız onlardan daha iyi.

Almanya, Türkiye, Hollanda, İspanya yarı final oynar bence.

Monday, June 9, 2008

Kasten yenilmek, bilerek yenilmek... Aslında kazanmak.

Thursday, June 5, 2008

The Incredible Hulk


Vauvvv bunu biliyor muydunuz? Az önce gördüm ben. Edward Norton Hulk rolünde ve karşısında da Tim Roth var. Karşılıklı görmeyi istediğim en muhteşem ikili.

Tuesday, June 3, 2008


Kesin kararımı verdim. The Good The Bad and The Ugly en sevdiğim film. Dün gece saat 3ü geçmişti. Sabah 8de kalkmam lazımdı. O sırada televizyonda rastladım yine. Daha önce onlarca defa seyrettim. Bütün uykusuzluğuma uyumam gerekmesine rağmen televizyonu kapatamadım ve sonuna kadar seyrettim. İlk seyredişimde 5-6 yaşlarımdaydım. Babamla annem o kadar çok överlerdi ki geceyarısına kadar onu seyretmemize izin vermişlerdi. Genelde en geç 10da yatardık.
Tuco müthiş bir adam. Gorillaz - Clint Eastwood, Arctic Monkeys - 505, The Good The Bad and The Queen yazıcam bide son olarak.

American Beauty

Ne zaman ki bir adam kendini hiç hissetmediği kadar iyi hissederse illaki lanet olası birisi gelip kafasının arkasına silahı dayar.

Monday, June 2, 2008

İnanamıyorum bu nasıl bir özgüven? İnsanlar iğneyi hiç mi kendilerine batırmazlar?

Saturday, May 31, 2008

İster gör, istersen görme beni

"Dikkat çekmemek". Hayatın en önemli gereksinimi bu işte.
Şu halimden çok memnunum. Gece saat 03.05, İstiklal Caddesi'nde AKM'nin yanındaki dolmuşlara doğru yürüyordum bu gece. Önümde bir adam gidiyordu. 3m kadar önümde. Başka bir adam ona yaklaştı ve bişey dedi. Kulağımda mp3 playerım olduğu için duymak gibi bir durumum söz konusu değil tabiki(İlgili okura not: o anda Radiohead - 15 Step çalıyordu) Her ne dediyse adam 5m daha yürüyüp geri döndü ve kendisine bişey söyleyen adama tekme yumruk girişti. Ciddi ciddi kavga ettiler. Muhtemelen bu adamlar birbirlerinde bişey farkettiler. Sonuçta birbirlerini farkettiler ve iletişime geçtiler.
Hata bu işte. Bilmediğin biriyle iletişime geçmek; her daim belanın adresi bu. Bilmediğin birinin seni farketmemesini sağlamak muhteşem bir kamuflaj.
Şu halimden çok memnunum. Dikkat çekmemeyi öğrendiğimi biliyorum artık. Rahatlıkla "iletişim problemi" denebilir aslında bu duruma ama "savunma mekanizması" da demek son derece olağan olur -ki ben öyle diyorum. Biraz g*tü kalkıklık gibi olacak ama gittiğim her ortamda hemen hemen 3-5 kişinin "serdarcharliebrown"u tanıdığının farkında oluyorum. Aslında görüyorum onları. Bir şekilde iletişime geçmişler serdarcharliebrown'la. Ama "serdar"ı tanımıyorlar. Bu da da çok güzel gelmeye başladı. Underground kavramı eskidiyse bu duruma inweb falan diyebiliriz. Orada olup da olmamak çok güzelmiş.

(Bu gece bunları düşünmeme yardım ettikleri için Peyote'ye, Opal'e ve Akın Çalap'a teşekkürler.)

Thursday, May 29, 2008

...Ve kusarsın. Klozetin başında her milimetrekarenden ter çıktığını farkettiğin an o gecenin en güzel anıdır.

Lost Dog

Bira+Tuzlu Fıstık +The Lord Of The Rings çok güzel geldi. Bira eşliğinde The Usual Suspects'in bilmemkaçıncı tekrarıyla devam. Tuzlu fıstığım bitti. Çünkü bu herifleri seyretmeyi seviyorum. İlham meselesi. Uzun zamandır seyretmiyordum ama. Güzel gelecek. Yarın güzel olacak mental açıdan. Sonra da maç seyredicem. İyi seyirler.

İkincisi New York'lu bir sakat. Bir zamannlar...

Tuesday, May 27, 2008

Çok garip ya. Sadece bir iki fotoğrafını gördüğüm insanları hiç alakası olmayan biyerlerde göz ucuyla bile görsem tanıyorum. Bugün bi arkadaşımın erkek arkadaşını Çemberlitaş'ta gördüm. Sadece 1 fotoğrafını görmüştüm adamın. Daha önce de çok oldu da bugün hep tanıyabildiğimi farkettim çok net şekilde. Süper yeteneğim bu mu yoksa! Eyvah.