Wednesday, November 25, 2009
Tuesday, November 24, 2009
Monday, November 23, 2009
İzmir gezisi
Merhaba. Yaşıyorum.
İzmir'e gidince arkadaşlar, ilk önce midye dolma yiyoruz. Bunu lütfen aklınızdan çıkarmayın. Neredeyse İzmir=Midye dolma bile diyebilirim artık (bu eşitlik değişebilir ileride). Dolmalar hem pespembe hem de İstanbul'dan daha ucuz. serdarcharliebrown'un (-ki şaştım, ne çok tanıyanım varmış) ilk tavsiyesi İzmir'de midye dolma yemek. 2. olarak söyleyeceğim İzmir oldukça sıkıcı bir yer. İçin. Gerçekten içmeden olmaz. Zaman geçmez. Ayrıca barda içmeye de hiç gerek yok. Orada kocaman sahil var. Gerekirse arkadaşların evi var (Selam Gökhan). Bi de kent kart aşağı basılıyormuş, "oraya değil aşağı bas". Uçak güzelmiş. Düşmedikçe. Belki de düşünce de güzel oluyordur bilmiyorum. Düşene kadar binicem kararlıyım. Karşıyaka sahili güzelmiş. Yanında birisi olunca ama. Öteki türlü sıkıcı. Belki kişisine göre de değişiyordur bilmiyorum. Bitti.
İzmir'e gidince arkadaşlar, ilk önce midye dolma yiyoruz. Bunu lütfen aklınızdan çıkarmayın. Neredeyse İzmir=Midye dolma bile diyebilirim artık (bu eşitlik değişebilir ileride). Dolmalar hem pespembe hem de İstanbul'dan daha ucuz. serdarcharliebrown'un (-ki şaştım, ne çok tanıyanım varmış) ilk tavsiyesi İzmir'de midye dolma yemek. 2. olarak söyleyeceğim İzmir oldukça sıkıcı bir yer. İçin. Gerçekten içmeden olmaz. Zaman geçmez. Ayrıca barda içmeye de hiç gerek yok. Orada kocaman sahil var. Gerekirse arkadaşların evi var (Selam Gökhan). Bi de kent kart aşağı basılıyormuş, "oraya değil aşağı bas". Uçak güzelmiş. Düşmedikçe. Belki de düşünce de güzel oluyordur bilmiyorum. Düşene kadar binicem kararlıyım. Karşıyaka sahili güzelmiş. Yanında birisi olunca ama. Öteki türlü sıkıcı. Belki kişisine göre de değişiyordur bilmiyorum. Bitti.
Friday, November 20, 2009
Wednesday, November 18, 2009
Cuma günü ilk defa uçağa binicem. Sonra da uçak düşmezse pazar günü de 2. defa binicem. Düşerse pazar günü dönüşte düşsün. Ne tuhaf olur ha. Sigortam ne kadar ödüyor acaba?
Sunday, November 15, 2009
Yuh biz de depresif şarkılar dinliyoruz diye geçiniyoruz. Gecenin 4buçuğunda takside çalan şarkıya isyan ettim abi bu ne bu kadar böyle ya diye. "Yıkılasın yakılasın en sonunda yok olasın gurbet" gibi bişeyler deyip 5 dk boyunca inledi amca radyoda. Çüş.
Saturday, November 14, 2009
Ey önceleri umursamama rağmen k*çımdan ayrılmayan, biraz yüz verince de g*tü kalkan insan kitlesi; tam ağzınıza s*çılmalıksınız ama sizinle hiç uğraşasım yok ki:)
Thursday, November 12, 2009
Terbiyesizlik. Başka bişey değil. İşte aile terbiyesi. Bazısının ahlak bilgisi, anlayışı bu kadar sığ. Dediğinin nereye gideceğini düşünemiyor. Böyle bir bakışta anlıyorsun zaten. Bişeyler yarım olunca bişeyler de yarım oluyor tabi. Neyse takmıyorum zaten. Canı cehenneme.
Saturday, November 7, 2009
Sakalımın bıyığımın hiç bu kadar uzamasına izin vermemştim. 6 gündür traş olmuyorum maşallah. Bildiğin sakallı adamım.
Ayrıca 2 gündür de geceleri 38,5-39 derece ateşim çıkıyor. Fena gribim.
Ayrıca 2 gündür de geceleri 38,5-39 derece ateşim çıkıyor. Fena gribim.
Thursday, November 5, 2009
...aslında hep bişeyler anlatmaya çalıştım. şimdi sonuna geliyormuşum gibi hissediyorum. zinco-c & supradyn birleşmesi etkisi.
Friday, October 30, 2009
Thursday, October 29, 2009
Hayat hakkında "garip" demek bile saçmalık. Gerçekten ondan daha fazlası. Bu inanılmaz bişey ve bunun bir adı yok. Kelimeyle tarif edilemez. Bişey için en değerli kelime olarak "muhteşem" dediğinizi düşünün, önümüzdeki haftasonu olabilecek şeylerin listesini yapmaya kalksanız herbiri 3 tane "muhteşem" ede"bili"r. Panik.
Wednesday, October 21, 2009
Thursday, October 15, 2009
Monday, October 12, 2009
Ulan bunalıma girip kendimi kestiğimi bile bilirim ama ilk defa bunalıma girip kendimi çalışmaya veriyorum lan. Çok yorulmuş olmam lazım ama benim:/ Lan 8 iş gününde 12 rapor yazdım manyak! Önceki zamanların en az 2 katı bu! Napıyorum lan ben?
Sunday, October 11, 2009
Friday, October 9, 2009
Bugün;
-Trenlerin hayatımdaki yeri...
-Şu anda kendimi çok iyi hissediyor olmam gerekiyordu ama suçluluk hissediyorum.
-Bloga süpersonik yazılar yazmanın tam günüydü ama onun yerine 3 yıllık iş hayatımda ilk defa bir günde 4 rapor yazdım. İşe vurdu.
-İlginçtir hiç uykusuzluk hissetmedim. Dopingli gibiydim. Ama durgunluk var. "Şimdi ne olacak?"
Bugün 8 Ekim 2009 Perşembe'ydi. Gözüm yukarıdaki Charlie Brown'a takıldı.
-Trenlerin hayatımdaki yeri...
-Şu anda kendimi çok iyi hissediyor olmam gerekiyordu ama suçluluk hissediyorum.
-Bloga süpersonik yazılar yazmanın tam günüydü ama onun yerine 3 yıllık iş hayatımda ilk defa bir günde 4 rapor yazdım. İşe vurdu.
-İlginçtir hiç uykusuzluk hissetmedim. Dopingli gibiydim. Ama durgunluk var. "Şimdi ne olacak?"
Bugün 8 Ekim 2009 Perşembe'ydi. Gözüm yukarıdaki Charlie Brown'a takıldı.
Friday, October 2, 2009
Tuesday, September 29, 2009
Çerezza
Friday, September 25, 2009
24'ü 25'e bağlayan gece, eylül
Sunday, September 13, 2009
Bir sorun var. Ne olduğunu bilmiyorum. Çözmek için çok uğraşıyorum. Hala ne olduğunu öğrenemedim. Bilmediğin bir sorunu çözmeye çalışmak o kadar zor ki.
Eilthyra Wolfsbane
Eilthyra Wolfsbane
Kadın
Elf Savaşçı
Kardeşleri arasında bir erkek gibi yetiştirilmiş. Küçükken Kuzey Ormanları Savaşları sırasında bir insan tarafından tecavüze uğramış. Bu yüzden insanlardan öç almak istiyor. Sinsi bir yapısı var.
Silahları: Elf Yayı ve Hançer
Çevresinin aksine büyüden nefret ediyor. Yayı her zaman en büyük dostu.
Davranış: Kaos (ama saklıyor)
Bir zamanlar cenkerdem forumunda bir RPG'e başlayacaktık ama bir türlü başlanamamıştı. Bu karakteri seçmiştim. Notlarım arasında ona yazdığım tanıtımı ve çizimi buldum. Şöyleymiş;
"Geçmiş zamanı hatırlamak bana acı veriyor. Her ne kadar savaşçı olarak yetiştirilsem de kuzey ormanları savaşlarında henüz savaşamayacak kadar küçüktüm. Kendimi koruyamayacak kadar da. Belki şanslıydım. Kardeşlerimin çoğuna olan olmadı ve insanlar ruhumu bedenimden ayıramadı. Sadece kirletmekle kaldılar. Tıpkı dünyaya yaptıkları gibi. Ama artık o günler geride kaldı. O küçük kız gitti ve artık bir savaşçı var. Artık insanlarla neredeyse birlikte yaşıyoruz. Kin tutmamam gerektiğini biliyorum ama keşke dudaklarımın söylediklerini aklım da söyleyebilse. Belki de aklımın ihtiyacı olan şey bir düşmanımın güçlü bir büyüyle zihnimdeki kini silmesidir. Ama düşmanlarımın ihtiyacı olan şeyin yapacağım büyülerle zihinlerini etkilemek değil, tek dostum yayım ve arseniğe batırılmış oklarımla zihnini parçalamak olduğunu düşünüyorum. Bunu tercih ediyorum."
Türk filmi gibi.
Kadın
Elf Savaşçı
Kardeşleri arasında bir erkek gibi yetiştirilmiş. Küçükken Kuzey Ormanları Savaşları sırasında bir insan tarafından tecavüze uğramış. Bu yüzden insanlardan öç almak istiyor. Sinsi bir yapısı var.
Silahları: Elf Yayı ve Hançer
Çevresinin aksine büyüden nefret ediyor. Yayı her zaman en büyük dostu.
Davranış: Kaos (ama saklıyor)
Bir zamanlar cenkerdem forumunda bir RPG'e başlayacaktık ama bir türlü başlanamamıştı. Bu karakteri seçmiştim. Notlarım arasında ona yazdığım tanıtımı ve çizimi buldum. Şöyleymiş;
"Geçmiş zamanı hatırlamak bana acı veriyor. Her ne kadar savaşçı olarak yetiştirilsem de kuzey ormanları savaşlarında henüz savaşamayacak kadar küçüktüm. Kendimi koruyamayacak kadar da. Belki şanslıydım. Kardeşlerimin çoğuna olan olmadı ve insanlar ruhumu bedenimden ayıramadı. Sadece kirletmekle kaldılar. Tıpkı dünyaya yaptıkları gibi. Ama artık o günler geride kaldı. O küçük kız gitti ve artık bir savaşçı var. Artık insanlarla neredeyse birlikte yaşıyoruz. Kin tutmamam gerektiğini biliyorum ama keşke dudaklarımın söylediklerini aklım da söyleyebilse. Belki de aklımın ihtiyacı olan şey bir düşmanımın güçlü bir büyüyle zihnimdeki kini silmesidir. Ama düşmanlarımın ihtiyacı olan şeyin yapacağım büyülerle zihinlerini etkilemek değil, tek dostum yayım ve arseniğe batırılmış oklarımla zihnini parçalamak olduğunu düşünüyorum. Bunu tercih ediyorum."
Türk filmi gibi.
Friday, September 11, 2009
Thursday, September 3, 2009
Thursday, August 27, 2009
i will see your face again
Merhaba. O tuhaf olma hadisesini gerçekleştirdim. Bu andan itibaren "pek çok şey" umrumda değil.. Hmm burada kazandığım nedir? Şu an için rahatlamak gibi görünüyor. "Duvar yıkmak" gibi birşey (hala Pink Floyd sevmiyorum). Tabi sonuçlar geniş zamanda anlaşılacak. Ama, "Hayat = Zaman" eminim artık. Kapalı kutuların içi "ağırlık olsun" diye doldurulmaz. Birgün içleri açılıp bakılsın diye doldurulur.
Wednesday, August 26, 2009
Yüzleşme
Bugün "TUHAF" bir gün olacak! 26 Ağustos 2009. Hazırım :) Öldürmeyecek!26 Ağustos 2008 de "TUHAF"tı.
Tuesday, August 25, 2009
şerefsiz piçler
Inglorious Bastards'ı herkes izlesin bence. Kan, ayak, dönen kamera, bitmek bilmeyen dialoglar, çizgi roman havası, sürpriz son, manyak bir karakter... Herşeyiyle Tarantino filmi olmuş. Son zamanlarda kafa derisi uçurmaya takmış kafayı belli ki. Bi de filmin ilk dedikodularında Tim Roth ve Michael Madsen'ın adı geçiyordu. Christoph Waltz'ın oynadığı Hans Landa karakterinin Tim Roth için yazıldığı ama bir şekilde başkasının oynadığı izlenimim var. Tam bir Tim Roth rolüymüş. Bi de Hugo Stiglitz rolü çok komikti. Sen artist artist dur sonra git pat diye öl...nçnçnç. Brad Pitt de çok komikti ayrıca. Tüm film çok komikti ayrıca. Çok eğlendim. Yine izlerim.Spoiler falan anlamam birader. Okumayın bu blogu diyorum size banane.
Sunday, August 23, 2009
Monday, August 17, 2009
Ya yuh! Adamlar binanın projesini 2 bodrum katlı yapmışlar, inşaatını 1 bodrum katlı yapmışlar. İki bodrum kat için de tapu çıkarttırmışlar. Şu anda olmayan kat için kredi istiyorlar ve "görme" diyorlar. Bugün çay içmeye çağırdılar, muhtemelen rüşvet teklif edeceklerdi.
Duman'ın Rock'n Coke 2009 performansı ve sonrası yine tuhaf bir hikayeye doğru hızla gidiyor. "Senden daha güzel" diye hoplaya zıplaya sahneye doğru koşmak o zaman anlamsızdı ama güzeldi. Hikaye devam ediyor, ilginç yerlere gidiyor.
Friday, August 14, 2009
brainstorm interlude
Cuma gecesi dışarı çağırmak için 12 kişiyi arayıp geri dönüşlerle birlikte yalnızca 5'inden cevap alabiliyorsam ve çok geç kalan 1'i dışında hepsi olumsuz cevapsa kesinlikle bir sorun var demektir. Düşündüm, yalnızca ben aradığımda görüştüğümüz arkadaşlarım (onlara aslında sadece "tanıdığım insanlar" demekte ne kadar da haklıyım), terketmelerine/reddetmelerine rağmen benimle konuşmayı, görüşmeyi kesmeyen kızlar, İstanbul dışında yaşayan kardeşlerim, akrabalarım ve hala bana nasıl olduğumu soran tanımadığım insanlar var. Kaybedecek kimsem kalmamış ki zaten. İlginç olan da bunu hepsinin okuyacak olması. Birçoğunun aklından Serdar yine bunalsa da bişeyler yazsa diye dört gözle beklediğini biliyorum. Özgürüm. Bir yerinde patlayan şarkıları ve sonuna doğru aniden tuhaflaşan filmleri seviyorum. Bilirsiniz.
Thursday, August 13, 2009
Tuesday, August 11, 2009
yılın golü
Yılın golü Tacım'dan geldi.
Yılın Prodüktörü: Bernard Butler Törene katılamayan Butler yerine ödülü serdarcharliebrown almıştır.
bu saatte de hiç gülesim yoktu ama yapmış yapacağını yine eşek sıpası.
Törene katıldı ve ödülü aldı. Ama Butler bile yaşlanmış ya.
Yılın Prodüktörü: Bernard Butler Törene katılamayan Butler yerine ödülü serdarcharliebrown almıştır.
bu saatte de hiç gülesim yoktu ama yapmış yapacağını yine eşek sıpası.
Törene katıldı ve ödülü aldı. Ama Butler bile yaşlanmış ya.
Monday, August 10, 2009
Kontra atak hayatı
Kontra atak futbolun en eğlenceli anlarından birisi. En sevdiğim yanı. Rakibi hiç beklemediği anda yakalarsın. Aslında rakip sana hücum halindedir, top ondadır, mutludur. Ama bir anda çökertirsin. Bunu ummuyordur. Ah futbol! Hayat sana ne çok benziyor.
Thursday, August 6, 2009
Mutfak macerası 7799365789
Yemeklerle zaten hiç arası olmayan kahramanımız Serdar evde her yalnız kalışında yiyecek maddelerinin gazabına uğramaktadır.
Yine bir çarşamba günü sabah kalkıp işe gitmesi gerekmekteydi. Mutfağa gidip dolabı açtığında 2 gün önceden doğranmış kanlar içinde yatan buruşuk domateslerle karşılaştığı anda o gün başına geleceklerden habersizdi. Hiç yiyecek işine bulaşmayayım, bir bardak su içip öğlene kadar dayanabilirim diye aklından geçirdi ve sürahiye elini uzattı. Önceki gece 3te eve geldiğinde sürahideki suyu bitirdiği ve o yorgunlukla doldurmak zor geldiği için sabah boş sürahiyle karşılaştı. Sabah huysuzluğuyla sürahiye dil çıkartıp yine doldurmuyorum seni diyerek yatağının baş ucunda duran yarım bardak suya yöneldi. Tablo korkunçtu. Yüzme öğrenmeye çalışan bir sinek vardı orada. Üstelik sırt üstü deneyerek başlamış gibiydi. Rahatsız etmemek için yavaş adımlarla geri geri gelerek çantasını yerden kaptığı gibi dışarı çıktı.
Durağa giderken 2 adet börekçiyi bunlar pistir ya yemem ben diye düşünerek pas geçti ama tekel bayiinden aldığı 1 şişe suyun yarısını tek dikişte bitirdi. Çantasındaki 1 gün önce bulundukları kutudan sıkılıp çanta içinde tur atmaya karar vermiş olan sakızlardan 2 tanesine daha ilginç ortamlar göstermek vaadiyle ağzına attı ve daha fazla yiyecek maddesiyle muhatap olmadan kahvaltı sorununu çözmüş oldu. Galibin kim olduğu bilinmemektedir.
İş güç koşuşturma derken şans ki öğle tatilinde evinin yakınlarında olmasını fırsat bilerek evde yemek yemeyi düşündü. Henüz mutfağın ona ne sürprizler hazırladığından habersizdi. Eve giderken ekmek fırınından sıcak ekmek alıp arasına dolaptan bir takım nevaleler doldurarak öğle yemeğini halledeceğini düşündü. Ama fırının kapısına gelince yolun karşısındaki lahmacuncudan gelen koku sadece 1 saniye içinde fikrini değiştirmesine yetti. Tabi bu fikir değişikliği sadece yolun yarısını geçtiği anda başka bir hatırlamayla son buldu. Dolapta önceki günden kalan 1 tane lahmacun vardı. Isıtıp yiyebilir ve böylece o da bozulmamış olur ve dolabı da kokutmazdı. Kola almak için markete uğradı. Soğuk kola yoktu. Dolap dışından bir kola alıp eve gitti. Lahmacunu tost ısıtıcısı demir alete(adını bilmiyorum bunu uygun gördüm) koyup ocağı yaktı ve odasına gitti. Bilgisayar başında ona buna şuna baktı, yaptığı işlerle ilgili belgelerini düzenledi falan filan. Evet bu falan filan süresi oldukça uzun sürdü. Çünkü kahramanımızın yemeklerle arası iyi değildi ve ocakta yemek olduğunu unuttu. Üstelik yeni ocağı da kullanmayı yeni öğrendiğinden(yada öğrenemediğinden) dolayı lahmacun hemen hemen kömür vaziyetine bürünüp pis kokularla zaferini kutladı. Her ne kadar Serdar bazı yanmayan yerlerini yiyebilmiş olsa da kesin zafer lahmacunundu. Ayrıca kola da sıcaktı.
En azından sürahideki suyu doldurup 1-2 bardak su içip tekrar işe gitti Serdar. Akşam olup eve dönerken planını yapmıştı. Dolapta 2 parça tavuk ve annesinin gitmeden önce yapıp bıraktığı pilav vardı. Güzel bir ikili. Eve girdi, tavuk ve pilavın ısınmasını bekledi. Tavuk daha çabuk ısındı, Serdar yine odasında bişeylerle meşgulken pilavı unuttu. İçinden patır kütür sesler gelen tencerenin kapağını açtığında şiddetli bir pirinç saldırısına uğradı. Ama daha önceki tecrübelerinden faydalanıp kapağı kalkan olarak kullanabildi. Pilav birazcık tencereye yapıştı. Ama sorun yoktu bu sefer. Tabağa koymaya çalıştığı tavuk parçalarından biri tüküre tüküre tabağa geldiği için ocağın bir bölümü tavuksuyu sahibi oldu. "Orada dursun ki başka günlerde de üzerine bişeyler dökülürse hazırda bir tavuk suyuna çorbam olur" diye espri yapıp yemeğe oturdu, ekmek kutusuna uzandı. Ekmek beyazdı. Bembeyazdı. Küflenmişti. Neyse ki tavuk ve pilav beraber tüketilince ekmeğe pek ihtiyaç olmuyordu doymak için. Güzel bir yemek. Kazanan Serdar oldu.
İlerleyen saatlerde fındık fıstık atıştırması ve bol su ile geçti. Ama saat 12ye yaklaştığında açlık yine baş göstermişti. Üstelik evde ekmek de yoktu. Şans ki o anda sona kalan 2 tane elmalı kurabiyeyi gördü dolapta. 2-3 gündür dolapta durdukları için üzerindeki pudra şekeri dolabın soğuğuyla birleşince toz halinden katı hale dönüş yapmıştı. Bu lezzet açısından bir sorun teşkil etmiyordu ama kahramanımız "ne kadar çok şeker o kadar çok lezzet" mentalitesine sahip olduğu için yabancısı olduğu mutfakta pudra şekeri aramaya başladı. Anlamakta geç kalmıştı ki, mutfak sakinleri orada yabancıları sevmiyordu. Bütün aramalarına rağmen Serdar pudra şekerini bulamadı. Pudra şekeri kaçmıştı. Kazanan pudra şekeri oldu.
Yine bir çarşamba günü sabah kalkıp işe gitmesi gerekmekteydi. Mutfağa gidip dolabı açtığında 2 gün önceden doğranmış kanlar içinde yatan buruşuk domateslerle karşılaştığı anda o gün başına geleceklerden habersizdi. Hiç yiyecek işine bulaşmayayım, bir bardak su içip öğlene kadar dayanabilirim diye aklından geçirdi ve sürahiye elini uzattı. Önceki gece 3te eve geldiğinde sürahideki suyu bitirdiği ve o yorgunlukla doldurmak zor geldiği için sabah boş sürahiyle karşılaştı. Sabah huysuzluğuyla sürahiye dil çıkartıp yine doldurmuyorum seni diyerek yatağının baş ucunda duran yarım bardak suya yöneldi. Tablo korkunçtu. Yüzme öğrenmeye çalışan bir sinek vardı orada. Üstelik sırt üstü deneyerek başlamış gibiydi. Rahatsız etmemek için yavaş adımlarla geri geri gelerek çantasını yerden kaptığı gibi dışarı çıktı.
Durağa giderken 2 adet börekçiyi bunlar pistir ya yemem ben diye düşünerek pas geçti ama tekel bayiinden aldığı 1 şişe suyun yarısını tek dikişte bitirdi. Çantasındaki 1 gün önce bulundukları kutudan sıkılıp çanta içinde tur atmaya karar vermiş olan sakızlardan 2 tanesine daha ilginç ortamlar göstermek vaadiyle ağzına attı ve daha fazla yiyecek maddesiyle muhatap olmadan kahvaltı sorununu çözmüş oldu. Galibin kim olduğu bilinmemektedir.
İş güç koşuşturma derken şans ki öğle tatilinde evinin yakınlarında olmasını fırsat bilerek evde yemek yemeyi düşündü. Henüz mutfağın ona ne sürprizler hazırladığından habersizdi. Eve giderken ekmek fırınından sıcak ekmek alıp arasına dolaptan bir takım nevaleler doldurarak öğle yemeğini halledeceğini düşündü. Ama fırının kapısına gelince yolun karşısındaki lahmacuncudan gelen koku sadece 1 saniye içinde fikrini değiştirmesine yetti. Tabi bu fikir değişikliği sadece yolun yarısını geçtiği anda başka bir hatırlamayla son buldu. Dolapta önceki günden kalan 1 tane lahmacun vardı. Isıtıp yiyebilir ve böylece o da bozulmamış olur ve dolabı da kokutmazdı. Kola almak için markete uğradı. Soğuk kola yoktu. Dolap dışından bir kola alıp eve gitti. Lahmacunu tost ısıtıcısı demir alete(adını bilmiyorum bunu uygun gördüm) koyup ocağı yaktı ve odasına gitti. Bilgisayar başında ona buna şuna baktı, yaptığı işlerle ilgili belgelerini düzenledi falan filan. Evet bu falan filan süresi oldukça uzun sürdü. Çünkü kahramanımızın yemeklerle arası iyi değildi ve ocakta yemek olduğunu unuttu. Üstelik yeni ocağı da kullanmayı yeni öğrendiğinden(yada öğrenemediğinden) dolayı lahmacun hemen hemen kömür vaziyetine bürünüp pis kokularla zaferini kutladı. Her ne kadar Serdar bazı yanmayan yerlerini yiyebilmiş olsa da kesin zafer lahmacunundu. Ayrıca kola da sıcaktı.
En azından sürahideki suyu doldurup 1-2 bardak su içip tekrar işe gitti Serdar. Akşam olup eve dönerken planını yapmıştı. Dolapta 2 parça tavuk ve annesinin gitmeden önce yapıp bıraktığı pilav vardı. Güzel bir ikili. Eve girdi, tavuk ve pilavın ısınmasını bekledi. Tavuk daha çabuk ısındı, Serdar yine odasında bişeylerle meşgulken pilavı unuttu. İçinden patır kütür sesler gelen tencerenin kapağını açtığında şiddetli bir pirinç saldırısına uğradı. Ama daha önceki tecrübelerinden faydalanıp kapağı kalkan olarak kullanabildi. Pilav birazcık tencereye yapıştı. Ama sorun yoktu bu sefer. Tabağa koymaya çalıştığı tavuk parçalarından biri tüküre tüküre tabağa geldiği için ocağın bir bölümü tavuksuyu sahibi oldu. "Orada dursun ki başka günlerde de üzerine bişeyler dökülürse hazırda bir tavuk suyuna çorbam olur" diye espri yapıp yemeğe oturdu, ekmek kutusuna uzandı. Ekmek beyazdı. Bembeyazdı. Küflenmişti. Neyse ki tavuk ve pilav beraber tüketilince ekmeğe pek ihtiyaç olmuyordu doymak için. Güzel bir yemek. Kazanan Serdar oldu.
İlerleyen saatlerde fındık fıstık atıştırması ve bol su ile geçti. Ama saat 12ye yaklaştığında açlık yine baş göstermişti. Üstelik evde ekmek de yoktu. Şans ki o anda sona kalan 2 tane elmalı kurabiyeyi gördü dolapta. 2-3 gündür dolapta durdukları için üzerindeki pudra şekeri dolabın soğuğuyla birleşince toz halinden katı hale dönüş yapmıştı. Bu lezzet açısından bir sorun teşkil etmiyordu ama kahramanımız "ne kadar çok şeker o kadar çok lezzet" mentalitesine sahip olduğu için yabancısı olduğu mutfakta pudra şekeri aramaya başladı. Anlamakta geç kalmıştı ki, mutfak sakinleri orada yabancıları sevmiyordu. Bütün aramalarına rağmen Serdar pudra şekerini bulamadı. Pudra şekeri kaçmıştı. Kazanan pudra şekeri oldu.
Wednesday, August 5, 2009
Stormy Clouds
"Hayatımı bir anda değiştirdi" yalanı. Fırtına bulutlarıyla gelir. Kaşındın kabul et. Kafanı çevirebilecekken nefsine yenilip düz durdun. İnsan aklının büyük değişimlere ihtiyacı var, önemli anlarda "doğru" şeyi yapabilmesi için. -"Doğru"nun ne olduğu, tamamen "kişinin normal şartlarda hayatına devam edebilmesi için gerekli olan şartlar" cümlesiyle açıklanabilir. Zaten çözüm bulunması gereken durum da anormal bir durumdur. Kravatlılarla oturuyor olman yakasız tişörtlüleri rahatsız edebilir. Dünya çok hızlı dönüyor. Aslolanın "hayatını devam ettirmek" olduğu bir yerde yaşıyor olduğunu unutma. "Mutluluk" kavramını yakalamak için "çaba sarfetmek"ten öte şeyler olduğunu görebilecek durumdasın artık. Unutma ki ölürken mutlu olduğunu gördüğün kimse olmadı ve öldüğüne mutlu olduğun kimse de olmadı. "Sonunu düşünerek yaşamak" ne kadar yanlış görünse de, bu görüş "umut" kavramını içinde tutmayı başarabilen kişinin çoğu zaman ölümüyle birlikte artık umut etme şansı kalmadığından dolayı, yanlış görünen düşüncenin yine sadece "kişinin normal şartlarda hayatına devam edebilmesi için gerekli olan şartlar"la ilgili olduğunu görmesiyle "doğru" seviyesine erişir. Erişmediği takdirde de ölümüyle beraber kişi için anlamsız bir değer olarak kalır, gider ve umursanmaz. "Boş"tan öte "Sıfır"dır. Buradan yola çıkarak "hayat"ın "boş mu" ya da "sıfır mı" olduğu tartışmasına girilebilecek olunsa da gecenin 3'ünde dertlerinle ilgili yazmak daha cazip gelir her zaman. Kafanı çevir(e)mediysen katlanman gereken dertler ve çaba sarfetmenin yetmeyeceği fırtına seni bekler. "Batmamak" için kafanı çevirmemeye devam etmelisin artık.Sunday, August 2, 2009
Wednesday, July 29, 2009
Monday, July 27, 2009
Friday, July 24, 2009
Bugün Eyüp tapusundaydım. Memur gelsin diye bekliyorum. O sırada birisi yanıma doğru yaklaştı ama bana bakmıyordu. Bi de baktım ki XXX. Ofisten arkadaşım. Şaşırdım. "XXX ne işin var burda? Neden buraya bi de seni gönderdiler ki ben de burdayken?" dedim. Güldü. "Ben XXX değilim, onun ikiziyim. Adım XXY." dedi. Zaten ikizleri hiç ayıramam.
Wednesday, July 22, 2009
Saturday, July 11, 2009
Çok faydalı bir üçkağıtçılık. Hayatımın geri kalanını değiştirme ihtimali çok yüksek. Merakla salı ve çarşamba günkü gelişmeleri bekliyoruz efendim.
Wednesday, July 8, 2009
Friday, July 3, 2009
Yeni iş, yeni ev,... Bu kadar yeniliği kaldıramayabilirim. İş için güzel bir hedef belirledim ama. Hayatımın önümdeki 2 haftasında bir hedefim var artık. Zaten hedefleri böyle ufak aralıklara koymak benim stilim sanırım. Böylesi daha rahat. 2 haftada 16 iş hedefim. Çok geçerli bir hedef. Ucunda Rock'n Coke var;)
Monday, June 29, 2009
Şu Ankara'yı hiç sevmiyorum. Havası çok kuru. Yaz ayında insanın dudakları çatlar mı ya? 3 günde kuruttu beni.
Monday, June 22, 2009
The oscar goes to serdar.
Arkadaşlar, (size arkadaş diyorum, lafın gelişi bu, aldırmayın). Benimle ilgili bildiğiniz herşeyi unutun. Söylediğim yazdığım her şeyi her şeyi her şeyi. LÜTFEN. Gerçek bir şey anlatıcam. Yaklaşık 2 saat önce başımdan geçti. Sımsıcak.
Yer: İstiklal Caddesi
Geceleri her halukarda kafama kapşonumu geçirip eve dönüyorum tek başıma olduğum zamanlarda. Bu gece de aynen. Biraz yavaş yürüdüm kabul ediyorum ve gereğinden fazla duvar dibindeydim. Adamın biri -ki benden yaklaşık 20 cm uzun, yanından geçme çabalarımı sonuçsuz bırakıp yolumu kesti. Yaptığı ilk şey boğazımı sağ eliyle sıkmak ve duvara yapıştırmak oldu. Neyse ki çabuk uyandım. Gerisi şöyle;
-Adam; Şşşh gel bakalım.
-Serdar; Hı?
-Adam; Lan seni tek hamlede öldürebilirim şu anda.
-Serdar; Hı?
-Adam; Seni tek hamlede öldürebilirim şu anda.
-Serdar; Bilmiyorum. Hıhı.
-Adam; (boğazı biraz daha sıkarak ve sesini yükselterek) Lan seni bir hamlede öldürürüm.
-Serdar; Hıhı hıhı. Çok içtim.
-Adam; Lan öldürürüm diyorum. Ne içtin?
-Serdar; Hı?
-Adam; Ne içtin lan ne içtin?
-Serdar; Hı? Çok içtim ben.
-Adam; Ne içtin lan?
-Serdar; Hı? Kimsin sen?
-Adam; Paran var mı ib..?
-Serdar; Hı?
-Adam; Para var mı diyorum y...k kafalı?
-Serdar; Hı? Para mı? Hııı... Para olsa ne işim var burada?
-Adam; S..tr git a...k.
-Serdar; (Adam elini boğazından çektikten sonra) Sen de.
Bu gerçek. Sanırım hayatımda ilk defa ölümden kurtuldum.
Yer: İstiklal Caddesi
Geceleri her halukarda kafama kapşonumu geçirip eve dönüyorum tek başıma olduğum zamanlarda. Bu gece de aynen. Biraz yavaş yürüdüm kabul ediyorum ve gereğinden fazla duvar dibindeydim. Adamın biri -ki benden yaklaşık 20 cm uzun, yanından geçme çabalarımı sonuçsuz bırakıp yolumu kesti. Yaptığı ilk şey boğazımı sağ eliyle sıkmak ve duvara yapıştırmak oldu. Neyse ki çabuk uyandım. Gerisi şöyle;
-Adam; Şşşh gel bakalım.
-Serdar; Hı?
-Adam; Lan seni tek hamlede öldürebilirim şu anda.
-Serdar; Hı?
-Adam; Seni tek hamlede öldürebilirim şu anda.
-Serdar; Bilmiyorum. Hıhı.
-Adam; (boğazı biraz daha sıkarak ve sesini yükselterek) Lan seni bir hamlede öldürürüm.
-Serdar; Hıhı hıhı. Çok içtim.
-Adam; Lan öldürürüm diyorum. Ne içtin?
-Serdar; Hı?
-Adam; Ne içtin lan ne içtin?
-Serdar; Hı? Çok içtim ben.
-Adam; Ne içtin lan?
-Serdar; Hı? Kimsin sen?
-Adam; Paran var mı ib..?
-Serdar; Hı?
-Adam; Para var mı diyorum y...k kafalı?
-Serdar; Hı? Para mı? Hııı... Para olsa ne işim var burada?
-Adam; S..tr git a...k.
-Serdar; (Adam elini boğazından çektikten sonra) Sen de.
Bu gerçek. Sanırım hayatımda ilk defa ölümden kurtuldum.
Saturday, June 20, 2009
İnsan
Yanlış bişey değil. Kişinin bazen insanlıktan çıkması gerekiyor evet. "İnsan" kavramının ne kadar gelir geçer bir kavram olduğunu tartışmayacağım burada. Özel anlamına girmek istiyorum. Sen de insansın, ama "sonsuz artı bir eşittir sonsuz"dur ve dünya matematiktir. Demeye çalıştığım şey; istisnalar kaideyi bozmaz. "İnsan" kavramı içinde bulunmak birey olarak bu sıfatı üstlenmeyi mecbur kılmaz. "Artı bir" tek başına bakıldığı zaman "artı bir"dir. Sağına soluna baktığında gördüğün onlarca, yüzlerce, binlerce, milyonlarca "insan", senin için birey olma sıfatına ulaşmamışsa sadece "insan" kavramı içinde kalır ve bencillik duygusuyla yanyana geldiği anda değeri sıfırdır. Hiçkimse "insan"ın bencil olmadığını söyleyemez çünkü sonu hayatta kalma içgüdüsüne dayanır, kişi birey olmalıdır, o sürüden yani "insan"lıktan çıkmalıdır. Sürüden ayrılanı kurt kapar belki ama kurt da daima yalnız çalışır."28 days later"ı izleyiniz lütfen.
Sunday, June 14, 2009
Tabi ev ve dolayısıyla odam da değişince yatağımın duvara yapışık kısmı da oda düzeni gereğince değişmek zorunda kaldı. Artık her sabah tersimden kalkıyorum. Pardon, öğlen...
Saturday, June 13, 2009
last.fm'e abone oldum. Ofiste radyosunu dinlerdim. İşten ayrılınca pek gerek kalmadı gibi. Ama takıldığım başka bişey var, profilimi ziyaret edenleri görebiliyorum. Abone olmadan önce günde 25-30 kişi bakıyordu, abonelikten sonra günde 5'i bile bulmamaya başladı. Çok komik ya. Nedir bunun mantığı? Kimseye birader ne baktın da demiyorum. Tam tersi hoşuma gidiyor. Ziyaretçilerin birinin profili sayesinde Hurricane#1 diye bir grup öğrendim. Niye saklanmaya başladılar ki? "Aman Serdar beni görmesin,..." cümleyi buraya kadar getirebiliyorum. Görsem ne olacak ki? İptal edicem aboneliği. Rahat etsin herkes. Hayret bişey ya.
Thursday, May 21, 2009
Tuesday, May 19, 2009
Ey insanlar artık fantezi de mi yapmaya başladınız? Google'a "serdar the charlie brown" yazıp aramak da neyin nesidir? serdarcharliebrown küçük harflerle ve birleşik yazılır.
VS
Geçen gün Paul Gascoigne'in futbolculara içki yasağıyla ilgili söylediği birşeyin haberini görmüştüm. Futbol streslidir, bırakın içsinler biraz rahatlasınlar demiş. Sonra nette gezinirken bu fotoğrafları gördüm.
Efendim tacizi yapan adamı tanıdınız, Vinnie Jones. Guy Ritchie filmlerinin sert adamı, eski Wimbledon kaptanı. Gazza bu sefer sert kayaya çarpmış. Tarihin en en tuhaf iki futbolcusu onlardır muhtemelen zaten.

Efendim tacizi yapan adamı tanıdınız, Vinnie Jones. Guy Ritchie filmlerinin sert adamı, eski Wimbledon kaptanı. Gazza bu sefer sert kayaya çarpmış. Tarihin en en tuhaf iki futbolcusu onlardır muhtemelen zaten.
Thursday, May 14, 2009
YUH
Sinirliyim. YUH az geldi. OHA ve ÇÜŞ. Bu kadar mı öküz olunur be. İçki içmeyi yasaklayacaksın, az gelecek, insan içine çıkmayı yasaklayacaksın. Sonra etrafa bakıp ulan insan mısınız diyip toplu katliama başvuracaksın. Dünyanın tek kurtuluşu ya toplu katliam yada intihar. Başka türlü salim kafayla dolaşmanın yolu yok. Deli olmak da yetmiyor. Ben dayanamıyorum artık.
Thursday, May 7, 2009
offf
...artık anlatarak da başa çıkamayacağım durumlar bunlar. Plansız simultane dakikalar. Şaşıyorum sadece. Böyle olmaması gerekiyordu. Böyle olmasını beklemiyordum. Yok yani bu kadarı beni aşıyor. Böyle düşünmemiştim. 1 sene önce... of niye okuyorsunuz ki? Özgürlüğüm sınırlandı.
Friday, May 1, 2009
Thursday, April 30, 2009
Güne dair 3 önemli not;
-O yaptığın şeyi nedensiz de sansan bişey olması gerektiği için yapmışsındır elbet. Farketmekse mucizeye tanık olmak demek.
-Neden kötü olmamak gerek?
-Bilgisayar müziğine dil uzatınca örümcek kafalı derler bi de. Bill Gates'e bağımlı indie'i kınıyorum!
-O yaptığın şeyi nedensiz de sansan bişey olması gerektiği için yapmışsındır elbet. Farketmekse mucizeye tanık olmak demek.
-Neden kötü olmamak gerek?
-Bilgisayar müziğine dil uzatınca örümcek kafalı derler bi de. Bill Gates'e bağımlı indie'i kınıyorum!
Monday, April 20, 2009
Saturday, April 18, 2009
Kapalı kutu
Monday, April 6, 2009
Wednesday, April 1, 2009
Uyuz
Kızıyorum, aklımda tutuyorum. Sonra içten içe intikam alıyorum. Gıcık davranıyorsam, uyuzsam, daha önceden bişeye kızmışım demektir. Bazen hakkaten çok kızıyorum. Aferin. İyi yapıyorum.
Tuesday, March 31, 2009
Hava ısındı ya sinekler başladı hemen uçuşmaya. Gözüme girdi bugün bitanesi. Tozlar, polenler... Offf.
Tuesday, March 24, 2009
Otobüse bindim, o karşılıklı duran koltuklardan ters duran birine oturdum, çantamdan suyumu çıkardım içtim. Karşımda oturan teyze yanındaki adama "şimdiki gençlerin hepsinin de elinde su şişesi" dedi. Hadi telefon olsa, başka bişey olsa falan hııı teyze hiç görmemiş yadırgadı derim de su bu su. Nesinden rahatsız oldu ki? Hiç sevmiyorum şu teyzeleri. Yolda da yürüyemiyorlar zaten.
Friday, March 20, 2009
Kewell
Belki Galatasaray elendi ama bu adam ne büyük futbolcu olduğunu gösterdi. Avustralya kıtasına futbolu tanıtan kişi bu adam. Futbol hayatı boyunca kanat hücumcusu veya forvet oynadı. Futbol tarihinin en spectacular futbolcularından birisi kesinlikle. Bu akşam 90 dakika stoper oynadı. Çok hata yaptı. 2. gol tamamen onun hatası. Ama hiç önemli değil. Kaprissiz orada oynaması bile yeter. Bi de Lincoln'e bakınca hele...Monday, March 16, 2009
"hayır manyak değilim, sadece biraz kafam karışık"
Yok bu sefer yapmıyorum. Çok büyük bir zihinsel faaliyeti kaçırıcam biliyorum ama artık akıllandım.
Aslında biraz kurcalamakta da bir sakınca yok galiba ya. Suede - He's Dead dinliyorum. Bişeyden vazgeçmek ne kadar zormuş bu anda. Hadi yapalım diyor sanki allah kahretmesin. Off sonuç şimdiden belli ama dürtüyor. Ne kaybedeceksin ki? Daha önce de yaptım şimdi de yapabilirim ki. Serdar bu işkenceyi kendine neden çektiriyorsun? Çünkü aslında eğleniyorum. Salak. Yine mi? Hayır canım sıkılıyor.
Aslında biraz kurcalamakta da bir sakınca yok galiba ya. Suede - He's Dead dinliyorum. Bişeyden vazgeçmek ne kadar zormuş bu anda. Hadi yapalım diyor sanki allah kahretmesin. Off sonuç şimdiden belli ama dürtüyor. Ne kaybedeceksin ki? Daha önce de yaptım şimdi de yapabilirim ki. Serdar bu işkenceyi kendine neden çektiriyorsun? Çünkü aslında eğleniyorum. Salak. Yine mi? Hayır canım sıkılıyor.
Monday, March 9, 2009
Zayıflığım resmen tescil edildi. Askerlik yoklaması sağlık raporum;
Tanı: Hafif protein enerji malnütrisyonu/ön tanı
Karar: Kilo azlığı. Askerliğe elverişlidir. Komando olamaz. Arz ederim.
Artık resmen zayıfım. Ama 4 yaşımdan beri böyleyim. Lise sonda 1 sene içinde toplamda 4 kişi uyuşturucu kullananlara benziyorsun demişti çok zayıf olduğum için. Ne salakça.
Tanı: Hafif protein enerji malnütrisyonu/ön tanı
Karar: Kilo azlığı. Askerliğe elverişlidir. Komando olamaz. Arz ederim.
Artık resmen zayıfım. Ama 4 yaşımdan beri böyleyim. Lise sonda 1 sene içinde toplamda 4 kişi uyuşturucu kullananlara benziyorsun demişti çok zayıf olduğum için. Ne salakça.
Wednesday, March 4, 2009
Bununla da karşılaştım ya pes artık... http://www.kors4n.com/
Sunday, March 1, 2009
Thursday, February 26, 2009
Wednesday, February 11, 2009
Bugüne kadar çektiğim en garip fotoğraflardan birini çektim. En garibi değilse de ilk 5e mutlaka girer.
Saturday, February 7, 2009
Hah! Herkes kendi halinde. İşte bu yüzden hayatı... Hah! Hayatmış. Hadi oradan.
Gerçekçi olalım arkadaşlar. Herkes kendi durumuyla ilgileniyor. Bu sosyal ortam zırvalarının hepsi hikaye. Karşılaştığınız kişiye nezaketen "nasılsın" diyoruz, biliyorum, biliyorsunuz. Ben de yapıyorum bunu. Bir nevi mecburiyet. Ne konuşabilirsin ki? "Nasılsın?", "İyiyim"... "İyi değilim" mi dedi yoksa? Sürpriz. Yapmayın etmeyin, umrunuzda olmadığını biliyor. "Neden iyi değilsin?" diye sormanız bişeyi değiştirmeyecek. Ona yardım edemeyeceksiniz, dertleriniz onunkinden fazla, çünkü size ait. Anlatsa bile sorunu sizi aşacak, bir yararınız dokunmayacak, kendi dertlerini çözmekte beceriksizken sizinkileri nasıl çözebilsin ki? Zorlamanın bir faydası yok. Bırakın boşverin. Kimse kimseye yardım edemez, herkes kendi halinde. Büyük dertlerimiz var hepimizin ve başkalarıyla ilgilenemeyecek kadar aciziz. Ayda 1 defa yüz yüze geldiğin birinin sana herhangi bir konuda yardım edemeyeceği açık. Nezaketen "nasılsın" der. Yüzüne bakıp gül, iyi olduğunu söyle. İstediği şey o. "Sanki çok mu umurunda" diye içinden geçirsen de söyleyemezsin bunu. Eğer gerçekten sorununuza çare üretebileceğini inanıyorsanız durumun üzerine gideceksiniz ve sonuçta herhangi bir yardımı olamayacağını anladığınız ana kadar şahıs sizden ve dertlerinizden sıkılmış olacak. Bu durum otomatikman tanıştığınız kişinin "siz istediğiniz an" sizden nefret edeceğini gösteriyor. Yapıyor olduğunuz şey sıkıntınızı "gerçekten" paylaşmak. Derdinizi anlayacak ve çözüm üretemeyeceğini görecek. Çözüme umut olacağı fikrini aklınıza soktuğunuz zaman anlatmaya devam edeceksiniz ama karşı taraf bunu çözemeyeceğini farkettiği için bir süre sonra sıkılacak. Sonuç belli. Şartları baştan kabullenmekte hiç bir sakınca yok o zaman. Hatta faydası da olabilir belki! Ne olacaksa! Sorunları çözemeyiz. Uğraşırız kendi kendimize ama bu matematik değil. Kesin bir çözümü yok. Lanet olası "hayat". Saçma sapan. Nezaket halini kenara bırakıp gerçekliğe geçebilsek daha güzel anlaşabilicez ama bunu kaç kişi kaldırabilecek ki?
Gerçekçi olalım arkadaşlar. Herkes kendi durumuyla ilgileniyor. Bu sosyal ortam zırvalarının hepsi hikaye. Karşılaştığınız kişiye nezaketen "nasılsın" diyoruz, biliyorum, biliyorsunuz. Ben de yapıyorum bunu. Bir nevi mecburiyet. Ne konuşabilirsin ki? "Nasılsın?", "İyiyim"... "İyi değilim" mi dedi yoksa? Sürpriz. Yapmayın etmeyin, umrunuzda olmadığını biliyor. "Neden iyi değilsin?" diye sormanız bişeyi değiştirmeyecek. Ona yardım edemeyeceksiniz, dertleriniz onunkinden fazla, çünkü size ait. Anlatsa bile sorunu sizi aşacak, bir yararınız dokunmayacak, kendi dertlerini çözmekte beceriksizken sizinkileri nasıl çözebilsin ki? Zorlamanın bir faydası yok. Bırakın boşverin. Kimse kimseye yardım edemez, herkes kendi halinde. Büyük dertlerimiz var hepimizin ve başkalarıyla ilgilenemeyecek kadar aciziz. Ayda 1 defa yüz yüze geldiğin birinin sana herhangi bir konuda yardım edemeyeceği açık. Nezaketen "nasılsın" der. Yüzüne bakıp gül, iyi olduğunu söyle. İstediği şey o. "Sanki çok mu umurunda" diye içinden geçirsen de söyleyemezsin bunu. Eğer gerçekten sorununuza çare üretebileceğini inanıyorsanız durumun üzerine gideceksiniz ve sonuçta herhangi bir yardımı olamayacağını anladığınız ana kadar şahıs sizden ve dertlerinizden sıkılmış olacak. Bu durum otomatikman tanıştığınız kişinin "siz istediğiniz an" sizden nefret edeceğini gösteriyor. Yapıyor olduğunuz şey sıkıntınızı "gerçekten" paylaşmak. Derdinizi anlayacak ve çözüm üretemeyeceğini görecek. Çözüme umut olacağı fikrini aklınıza soktuğunuz zaman anlatmaya devam edeceksiniz ama karşı taraf bunu çözemeyeceğini farkettiği için bir süre sonra sıkılacak. Sonuç belli. Şartları baştan kabullenmekte hiç bir sakınca yok o zaman. Hatta faydası da olabilir belki! Ne olacaksa! Sorunları çözemeyiz. Uğraşırız kendi kendimize ama bu matematik değil. Kesin bir çözümü yok. Lanet olası "hayat". Saçma sapan. Nezaket halini kenara bırakıp gerçekliğe geçebilsek daha güzel anlaşabilicez ama bunu kaç kişi kaldırabilecek ki?
Benden nefret ettiğinizi biliyorum. Bunu sormayın artık. Böyle yaşamak daha güvenli. Direkt sonuca gidiyor.
Thursday, January 22, 2009
Bişeyler yazasım geliyo ama yazacak hiçbişey de yok ki. Zihinsel faaliyetlere izin vermemek için elimden geleni yapıyorum. Oyun falan oynuyorum acil durumlarda. Sadece okul numaramla cep telefonu numaramı birkaç değişiklikle birbirine çevirebildiğimi hatırladım önemli sayılabilecek. Okul zamanlarında bulmuştum bunu. Numaram 1310000049'du. Tamamen tesadüf. Sayılara bayılıyorum.
Monday, January 19, 2009
Saturday, January 17, 2009
Saat 06.20. 8de kalkıp işe gidicem. Gece de saat en az 4e kadar dışarda olucam. Yarın herşey ağır çekim. Sürekli esneyeceğimden dolayı da gözüm yaşlı, burnum akar vaziyette olucam. Yatayım lan ben!
Thursday, January 15, 2009
Gecenin 4'ü, görülen bir haber, kafada aniden çakan şimşekler. İyi bir planlama gerekli. Hadi bakalım mühendis bey çalıştırın kafanızı. Bir çeşit uzmanlık sınavı.
Edit: Boşver gereksiz...
Edit: Boşver gereksiz...
Wednesday, January 14, 2009
Dudağımdaki çatlaklar şişti. Anneanem görünce "neye sıkıldın bu kadar" dedi... Soğuktandır anneane:/ (ne basit cevap)
Saturday, January 10, 2009
(+18)
*DİKKAT BU NOT TEHLİKELİ MESAJLAR İÇERİYOR OLABİLİR. EMİN DEĞİLİM. LÜTFEN DİKKATLİ OLUNUZ!
(İlk defa bu şekil bir uyarı yapma gereği hissediyorum)
Bugün nedensiz yere kilometrelerce yürüdüm. Otobüsle gidebileceğim yerlere bile yürüdüm. Amaç yorulmak, amaç kafamı meşgul etmek. İşim ne kadar geç biterse kafam o kadar çok meşgul olur ve ayrıca yorulunca gece bişey düşünmeye fırsat bulamadan uyuyabilirim. Sonra da içtim. Saat şu anda 2'yi geçmiş. Ayıldım tabi evet. Ama deli gibi yorgunum. Ayaklarım inanılmaz ağrıyor ve dudaklarım sabah saat 10'dan beri soğukta durmaktan çatladı, acıyor. Fiziksel acının vücudu ne kadar meşgul ettiğini hiç farketmiş miydiniz? Dudağınız çatlasa bile acısı kafanızın oraya kaymasını sağlayabiliyor. "Zihni meşgul etmek için kasten fiziksel acı yaratmak" fazla mı manyakça? Neden canı yanarken parmağını ısırır o zaman insan? "Ah çok acıdı" diyip tek gözünü kırpıp parmağını ısırmak refleks olarak bile adlandırılabilir. Temelde acıyı başka bir acıyla bastırmaktan geliyor. Duyulan acı, fiziksel acı olmadığı zamanlarda da bunu fiziksel acıyla bastırmak bir nevi içgüdüdür belki.
(İlk defa bu şekil bir uyarı yapma gereği hissediyorum)
Bugün nedensiz yere kilometrelerce yürüdüm. Otobüsle gidebileceğim yerlere bile yürüdüm. Amaç yorulmak, amaç kafamı meşgul etmek. İşim ne kadar geç biterse kafam o kadar çok meşgul olur ve ayrıca yorulunca gece bişey düşünmeye fırsat bulamadan uyuyabilirim. Sonra da içtim. Saat şu anda 2'yi geçmiş. Ayıldım tabi evet. Ama deli gibi yorgunum. Ayaklarım inanılmaz ağrıyor ve dudaklarım sabah saat 10'dan beri soğukta durmaktan çatladı, acıyor. Fiziksel acının vücudu ne kadar meşgul ettiğini hiç farketmiş miydiniz? Dudağınız çatlasa bile acısı kafanızın oraya kaymasını sağlayabiliyor. "Zihni meşgul etmek için kasten fiziksel acı yaratmak" fazla mı manyakça? Neden canı yanarken parmağını ısırır o zaman insan? "Ah çok acıdı" diyip tek gözünü kırpıp parmağını ısırmak refleks olarak bile adlandırılabilir. Temelde acıyı başka bir acıyla bastırmaktan geliyor. Duyulan acı, fiziksel acı olmadığı zamanlarda da bunu fiziksel acıyla bastırmak bir nevi içgüdüdür belki.
Thursday, January 8, 2009
Buldum. Sürekli neden birtakım sorunları çözmekle uğraştığımı... Mühendisin işi sorunu çözmektir, silip atmak değil. Bırak vazgeç diyemiyosun. İllaki bişeyler geliyor aklına ve onları uygulamaya çalışıyosun düzelir belki bu şekilde diye. Lanet olası eğitim kafamızın içine ediyor bazen.
Wednesday, January 7, 2009
Oh kurtuldum. Ne 6 gündü ama. Yeni yıl yeni başlangıçlar falan filan derler ya hani, 6 günde süper işler başardım. Kendimi tebrik ediyorum. Şimdi çok işim var. Acaip işler peşine düşüyorum. Çok meşgul olmam lazım.
Saturday, January 3, 2009


Bu fotoğrafları tanıyan, hatırlayan var mı? 2006 sonunda Diyarbakır'da Kurtoğlu Subay Lojmanlarında kalorifer kazanı patlaması sonunda yarısı yıkılan Şahinkaya apartmanı bu. 5 kişi ölmüş, 8 kişi yaralanmış. Bu apartmanın yıkılmayan kısmında zemin katta oturduk. 2 seneden biraz fazla. Yoksa 3 mü? Neyse şimdi. Bigün kapıcı telaşla gelip "Boru patladı, kazan 70 derece, kazan patlıycak" demişti ve biz apartmanı boşaltmıştık. Şu görünen merdivenlerde koştururduk. İnanılmaz bişey. Hatırladım işte gece gece.
Friday, January 2, 2009
Tuesday, December 30, 2008
Ya gidin allahaşkına ya. 35 kişi okumuş bugün. Yuh diyorum başka bişey demiyorum. Canınızı sıkmak istemem'i geçmiş bugün burası. 2 senedir ilk defa oluyor. Çok mu hoşunuza gidiyor depresyona girmem anlamıyorum ki. Gidin kar falan seyredin. Acaba soğuktan kardan falan mı etkilendim de kafayı yemek üzereyim ben de anlamadım ki:/
Monday, December 29, 2008
Gece uyuyamadım. Telefonun ışığında bişeyler yazmayalı baya olmuş. Hiç düşünmeden yazdım. Sabah okuyunca bu sayfa takıldı gözüme bitek.
Gece uyuyamamak sıkıcı oluyor. Marvin'in yaptığı geldi aklıma bide. O şiir yazar ufak tefek. Ben de mani yazdım. Çok komik oldu. Pek eğlenceli. "Uykudan Önce" adı. Bidaha yazmayacağıma emin olabilirsiniz. Herhangi bir anlamı yok. Sadece zaman geçirmek için. İnsan uyuyamayınca zaman geçmiyor evet.
sabah olmadı ama gece gibi de değil ki
herkes uyurken, yine karanlığı seyrediyorum
bu duvarların sorunu ne bilmiyorum
ama sanırım hepsi birazdan kusacak
bu yastık niye bu kadar düzeldi?
betonda yatmak bile inan bundan güzeldi
gözlerim ısrar etse de uyumak için
kafam bu konuya oldukça oldukça hakim
saat şimdi 05.46
yoksa güneş geç mi kaldı?
yorgan da amma ağırlaştı
evet midem, yemek diye bişey vardı
sokaktan bir araba daha geçti
tek uyumayan ben değilim, belli
acaba onun ne ki nedeni
sanmıyorum, değildir deli
Sonu böyle. Sonunda uyudum derim olur biter.
Gece uyuyamamak sıkıcı oluyor. Marvin'in yaptığı geldi aklıma bide. O şiir yazar ufak tefek. Ben de mani yazdım. Çok komik oldu. Pek eğlenceli. "Uykudan Önce" adı. Bidaha yazmayacağıma emin olabilirsiniz. Herhangi bir anlamı yok. Sadece zaman geçirmek için. İnsan uyuyamayınca zaman geçmiyor evet.sabah olmadı ama gece gibi de değil ki
herkes uyurken, yine karanlığı seyrediyorum
bu duvarların sorunu ne bilmiyorum
ama sanırım hepsi birazdan kusacak
bu yastık niye bu kadar düzeldi?
betonda yatmak bile inan bundan güzeldi
gözlerim ısrar etse de uyumak için
kafam bu konuya oldukça oldukça hakim
saat şimdi 05.46
yoksa güneş geç mi kaldı?
yorgan da amma ağırlaştı
evet midem, yemek diye bişey vardı
sokaktan bir araba daha geçti
tek uyumayan ben değilim, belli
acaba onun ne ki nedeni
sanmıyorum, değildir deli
Sonu böyle. Sonunda uyudum derim olur biter.
:/
Saturday, December 27, 2008
shhh
Televizyonda film seyretmeyi seviyorum. Eski kafalıyım. Eskiden öyle öğrendik hala aynen devam ediyorum. Tabi kötü yanları da var. Aynı anda seyretmek isteyeceğiniz iki filmle karşılaşabiliyorsunuz. Hain televizyon kanalları.
Funny Games'in eski versiyonunu izledim. Michael Haneke'nin yönettiği. Daha önce izlemişim meğer televizyonda. İzleyince hatırladım. Hatırlamak iyi oldu. Ama o zamanlar John Zorn'u tanımıyormuşum. Filmin sonunda çalanın Hellraiser olduğunu duyunca güleyim diye koyulmuş kesin.
Tabi kanalı değiştirince gelmiş geçmiş en cool seri katille karşılaşıyorsun. Things to Do In Denver When You're Dead'deki Steve Buscemi şaheseri Mister Shhh.
Televizyondan anında fotoğraf yakalayabiliyormuşum bakın. Youtube'a girebilenler ve başbakanlar aşağıdakini de izlesinler bence.
En güzel böyle olabilirdi herhalde.
Funny Games'in eski versiyonunu izledim. Michael Haneke'nin yönettiği. Daha önce izlemişim meğer televizyonda. İzleyince hatırladım. Hatırlamak iyi oldu. Ama o zamanlar John Zorn'u tanımıyormuşum. Filmin sonunda çalanın Hellraiser olduğunu duyunca güleyim diye koyulmuş kesin.
Tabi kanalı değiştirince gelmiş geçmiş en cool seri katille karşılaşıyorsun. Things to Do In Denver When You're Dead'deki Steve Buscemi şaheseri Mister Shhh.
Televizyondan anında fotoğraf yakalayabiliyormuşum bakın. Youtube'a girebilenler ve başbakanlar aşağıdakini de izlesinler bence.En güzel böyle olabilirdi herhalde.
Tuesday, December 23, 2008
N 40"58'08,55 E 29"05'07,28
Saturday, December 13, 2008
Monday, December 8, 2008
Wednesday, December 3, 2008
Tuesday, December 2, 2008
Monday, December 1, 2008
Lütfen üzerinize alınmayın ama
Çok komik. "Canınızı sıkmak istemem" dediğimde herkes bana "canımı sıkmıyorsun ki" diyor ve hatta "artık şunu söyleme bana" diye kızıyor. Ama hiç bişey demeden canlarını sıkmamak için hiç konuşmadığımda da "Serdar canımı sıkmıyorsun konuşsana" demiyor. Neden illaki birilerinin kafasına vurmak gerek?
*Bunu söyledim diye benimle konuşmaya kalkacak olanlar; kim olduğunuzu biliyorum. Lafım size değil, işinize bakın.
*Bunu söyledim diye benimle konuşmaya kalkacak olanlar; kim olduğunuzu biliyorum. Lafım size değil, işinize bakın.
Sunday, November 30, 2008
Ekranda görüntü dalgalanır. Hemen yanındaki telefona bakarsın mesaj geliyor diye. Bakarsın, bakarsın, bakarsın,...
Friday, November 28, 2008
Saturday, November 22, 2008
Friday, November 21, 2008
Saturday, November 8, 2008
:/
Ben böyle şeyler olsun istemiyordum:/
:/ bu ikona da taktım son günlerde. Galiba bunun yüzünden 2 gündür böyleyim. Nasılım? Böyleyim:/
:/ bu ikona da taktım son günlerde. Galiba bunun yüzünden 2 gündür böyleyim. Nasılım? Böyleyim:/
Wednesday, November 5, 2008
Ufff evde yalnız başınayken gecenin bir vakti giriş kapısını açıp ekmek&gazete sepetini kapıya asmak çok korkunç bişey oluyormuş.
Saturday, November 1, 2008
Friday, October 31, 2008
Tuesday, October 21, 2008
şimdi şu anda bişey farkettim ki hiçkimse beni hiçbir zaman "top friends" listesine koymayacak asla. bu nasıl rahatlatıcı bişey bir bilseniz.
"Şimdi bir köşede oturup paslanmamı mı istiyorsunuz yoksa ayakta dikilirken aniden yere düşüp parçalanmamı mı?"
offf. yarın çok zor bi gün olacak.
Saturday, October 11, 2008
Hiç görmek istemediğin bir yüzle burun buruna gelirsin. Yaklaşık 15 saniye sonra snoopy'nin burnuyla karşılaşırsın. Tesadüf için fazla anlamlı.
Monday, October 6, 2008
Dün otobüste benden yaşlı bir amca bana yer verdi, gel otur evladım dedi. Ben de oturdum. Hasta, sakat falan mı görünüyorum ki?
Sunday, October 5, 2008
Hiçbir şey tesadüf değildir
Bu gece hayatımın en tuhaf gecesi olmasa da rahatlıkla ilk üçe girer. Korkuyorum.
Sunday, September 28, 2008
Zaman geçtikçe bir takım eski durumlar akla geliyor. Bazı şeyler için ne kadar boş vakitler geçirmişim. 60 yaşındaki amcalar gibi konuşucam şimdi ama hakkaten ders çıkarmak lazım bunu görünce. Yaşlanıyor muyum ne! "Boşver" Kimse yaralanmasın.
Tuesday, September 23, 2008
"sağlık durumunda olumsuz gelişmeler"
"sağlık durumunda olumsuz gelişmeler."
Bugün haberlerde duydum bu cümleyi çok hoşuma gitti. Tam bugünüme uygun geldi kulağıma.
Bugün haberlerde duydum bu cümleyi çok hoşuma gitti. Tam bugünüme uygun geldi kulağıma.
Subscribe to:
Posts (Atom)


















