Friday, August 29, 2014

balıklar

bul ve korkut.
ah siz insanlar korkularınız ne kadar da önyargılı!
bildiğin gibi değil.
arkalarından ağlamamak için bütün manyakları bizzat buluyorum.
bul ve korkut. bul ve korkut.

Sunday, June 1, 2014

yoktu ki gereği. üsteleme. mottolaştırma. her yer taksim, her yer direniş. en yakınına git, orada ol. DIŞARIDA OL. oradayız, her yerdeyiz. "mesele sadece gezi parkı değil arkadaş, sen hala anlamadın mı? hadi gel."

Tuesday, May 13, 2014

görgü kuralı: birisi seni bir yere çağırıyor, görüşelim falan diyorsa ve meşguliyet belirtip gidemiyorsan yakın zamanda onu bir yere davet etmelisin. aksi hali terbiyesizlik, düşüncesizlik falandır. şahsi kanaatimse "bi siktir git" demektir, ağır hakarettir. cezalandırılmalıdır.

Tuesday, August 27, 2013

i.c.

- yalnız kalmaktan sıkıldığın olmuyor mu? - onlarla beraberken sıkıldığım kadar.

Thursday, August 22, 2013

yukarı çıkar seyrederim alemi. çok konuşmam küçük cümleler kurarım. yanıma gelirsin ve kaçarsın. sonra ben aşağı inerim ve oradan izlerim alemi. orada olduğum farkına varılmaz ve yukarı kaçarım. başa döneriz.

Wednesday, January 9, 2013

Saturday, January 5, 2013

xxxxx

- gitmek için erken değil miydi? - yanlarında fazla durma.

Tuesday, December 25, 2012

zamanı geldi yazmanın. çok sıkılıyorum.

Monday, October 15, 2012

... sonra birşey oldu. bunun hiç önemi yoktu.

Thursday, September 6, 2012

zor zamanında kendisine uzatılan eli unutanlar... siktirip gitsinler.

Friday, July 27, 2012

Friday, April 20, 2012

onarılmış kalp tüm eşeklikleri unutabilir. eşek de ne?

Saturday, April 14, 2012

13. Cuma

Sıcaklığı bilmiyorum ama 24 yine oradaydı (ters 42). Omzumdaki melek gözümün içine bakıyordu. Hiçbir yerde dur işareti görmedim. En az 4 sene oldu ve en fazla 5 metre yukarıdayım. Günlerden 13 ve cuma.  İtiraf edin yarın beni kimin öldürmesine karar verdiniz?

Wednesday, April 11, 2012

kötü birşey olmasını istemiyorsan suç işleme potansiyeli olan adamı ıslah etmeye çalışmak gerek. ona caphe almak değil.

Monday, April 9, 2012

pazar günü sigarayı bırakıyorum. yazdım da hadi bakalım.

Tuesday, March 20, 2012

insanlara bişeyleri yazarak daha iyi anlattığımı düşünüyorum. ama nasıl bir laubalilikle okuduklarını asla bilemediğim için hiç bir zaman istediğim sonuca varamıyorum.

Saturday, March 17, 2012

bileğimde bir koku. hayatımın anlamı bu. koklayınca anlıyorum 2 sene sonrasında. cinayet bile işlerim bunun yüzünden. hayat çok acımasızsın. ne dediğimi anında anlayan birisi var. bu en önemli şey. 2 senenin en güzel uykusu geliyor az sonra. tamamen bileğimle. ağlamamak için zor duruyorum. hatta damlıyor bile.

Friday, March 16, 2012

çok iyi buluyorum böyle nokta atışı vuhuuu. insanlardan nefret etmekte o kadar haklıyım ki. varsın benden nefret etsinler onlar da. hiç umurumda değil.

Sunday, March 11, 2012

özür dilemek

suratıma yumruğu attıktan sonra oradan kan akarken özür dilemek boş laftan başka bir şey değil. özür dilerken o kanı kendi eliyle siliyor olması önemli. insanların telafi etmeyecekleri şeyler için özür dilemeleri saçmalık.

Saturday, March 10, 2012

sivri bir zımbırtıyla kafama vursalar, kanlar fışkırsa, kaybetsem kendimi, ne olup bittiğini görmesem duymasam. bilmekten nefret ediyorum.

Tuesday, March 6, 2012

aaa evet şımarıklık bu tamam anladım. dur sen.

Sunday, March 4, 2012

bişey söylemek istiyorum. nasıl söylerim bilmiyorum.

Thursday, March 1, 2012

ben bisürü şeyi hiç anlamıyorum ve bu benim canımı çok sıkıyor. çok da insani şeyler bunlar halbuki.

Wednesday, February 29, 2012

bütün hevesim isteğim yok oldu gitti. soğutuyorsunuz beni insanlar.

Wednesday, February 22, 2012

sonra bir bakmışsın ki kafanı başka bir şey meşgul etmeye başlamış. google'da bile görmeye başlayıvermişsindir bir de bakmışsındır ki. takılıp kalırsın.

Monday, February 20, 2012

the day is not today

yıldızları özlemişim şimdi sigara içerken farkettim. geçen sene bu günlerde kıbrıs'ta ne çok izlemiştim tüfeğe sarılıp. ara sıra çok fena oluyor böyle yıldızlarımı hatırlamak o karanlığın içinde. ağır geliyor. yıldızlar, imgedir ve uzaktır.

Sunday, February 19, 2012

6 gecedir hatırı sayılır derecede içmeme rağmen hala hatasız bir iş daha organize edebildiğimi görmeye bayılıyorum. buna rağmen hala sadece kendimi ilgilendiren konularda nasıl oluyor da %100 başarısızlık sağlıyorum ben bundan hiçbir şey anlayabilmiş değilim. sadece kendi işine yaramadığın bir dünya çok lanet bişey. bence sırf bu yüzden bile benden çok süper bişey olur ama bir türlü onun ne olduğunu bulabilmiş değilim.

Tuesday, February 14, 2012

hala burayı okuduğunuzu biliyorum. en çok da bu koyuyor.

Monday, February 13, 2012

evet eğleniyorum. iğrenç bir çöküş bu. yerin dibine girmiş durumda saldırıyorum. yerin dibindeyim. ama eğleniyorum kimse bunu anlayamaz.

Saturday, February 11, 2012

şimdi şöyle oldu, herşeye yeniden başlıyorum. işten de istifa ettim. oh. baktın olmuyor, bırakacaksın. bıraktım hepsini. şimdi baştan başlıyorum. hepsi de böyle 2gün içinde üst üste geldi, herşeyden kurtulmuş oldum. heyecan, macera, aksiyon, aşk, dram, komedi, korku, paranoya, tesadüf, umut huhuuuvv.

Saturday, February 4, 2012

herkesin aklı başka yerlerde olduğu için herkes mutsuz.

Wednesday, February 1, 2012

dosya


Sorun çözmek, sıkıntılı mı? Boşversene hangi sorunu çözebiliyorsun ki? Varacağın sonuç yeni sorunlar yaratacak. Hayatın şartı bu aslında. Boş oturmayı beklemiyorsun herhalde. Düşündüğün sürece sorunlar çıkacak çünkü döngü de hayatın şartı. Bazen hiç beklemediğin şeyler acaip dengeni bozuyor. Sadece orada oturuyor oluyorsun ama. Takıntılı yaratıklarız, bu yüzden özgür kalmamız mümkün değil hiçbir zaman. Sadece dengeni tekrar kurmaya çalışmak bile takıntı. Derler ya "kaybedecek birşeyinin kalmaması özgürlüktür" diye, özgür kalmak için kasıtlı kaybetmek nedir peki? Fight Club'tır tamam. Ama filmde değiliz unutma. Gidip de evini yakamazsın gerçek hayatta. Onun yerine sağlığına dikkat etmezsin kolayca hasta olabilmek için. Sıkıldığın sevgilini çok seviyor gibi yapıp fazla üstüne düşersin, senden onun ayrılmasını sağlayıp başına dert olmaması için. Zayıf kalırsın güç gerektiren işleri yapamamak için. Herkesin konuştuğu yerde suskun kalırsın, nasıl olsa kimse kimseyi dinlemediği için. Sevmediğin oyunu her seferinde kasıtlı kaybedersin, seni illaki yenmek isteyenden kurtulmak için. Buna katılıyorum pasif kalarak özgürlüğe ulaşabilirsin. Ama benim aslen düşüncem kimseye aslında ne istediğini göstermek zorunda olmamak özgürlüktür. Yaşantımızın mühendisliğini yapamıyoruz, çünkü tesadüf denen garip bir yaratık var. Bütün bu sorunların kaynağı. Kafanın tesadüfü yakalamak üzerine çalıştığını anladığın anda herhangi bir harf, yazı, nota, şekil, işaret, taş parçası, su, şu, bu, sorunun merkezi oluveriyor ve onu çözmeye çalışmaktan başka hayatının anlamı kalmıyor. Anlatıyorum falan filan ama nasıl yapıp da beceriyorum ve iyi başladığım herşeyi her seferinde bir anda bok etmeyi becerebiliyorum? En büyük sorunum bu. Özgürlüğün anlamı olarak nitelediğin şeyi yapmaktan vazgeçtiğin anda içinden çıkamayacağın kadar karmaşıklaşıyor çözmeye çalıştığın sorun. Sonunda elinde hiçbir şey kalmıyor uzun uzun cümlelerden başka.

Monday, January 30, 2012

Geçen yıl şu günlerde djlik yapacağım bi gece için şöyle bişeyler yazmışım. Şimdi gördüm çok güldüm.


90'ların brit-pop ve 2000'lerin indie-rock merkezli gruplarının yüzümüzü güldürmekle ağlatmak arasında kararsız kalan şarkılarıyla gece içinde ani ...psikoloji değişimleri sağlayabilmek amaçlanacak.
Bir nevi deney. Biraz ekşi.
----------------------------------------------------------------------

Tabi bu yukarıdaki sadece yazmak gerekli olan tanıtım yazısıydı. Ama işin aslı şu ki büyük bir bunalımın kapısındayım. İçeri girmem için sadece bir iki gün kaldı. 6 Ocak'a kadar girmiş olur muyum bilmiyorum. Önümüzdeki günler gösterecek bunu. Ama düşünüyorum da, güzel bir salı akşamı arkadaşlarıyla birlikte Peyote'ye muhabbet etmeye gelmiş birisi için bu eğlence ortamına uygun şeyler çalmayacağımı biliyorum. Çünkü gerçekten orada oturup bütün gece cd değiştirmek yer yer sıkıcı olan bir durum. Eh o an itibariyle bu ruh haline sahip, üstelik de bunalıma yeni girmiş birinin çalacağı şeyler canınızı sıkacaktır gibi geliyor bana. Gerçekten canınızı sıkmak istemem. Ama öyle oluyor napayım:/
----------------------------------------------------------------------
Aslında paniğe kapılmamak gerekli. Sonuçta daha önce eğlendirebildiğim zamanlar da oldu. Aslında çok basit bir formülü de var. Arka arkaya çalacağım iki Smiths şarkısıyla bile birden insanların yüzü gülmeye başlıyor. Bu durum ne kadar acıklı ama neyse. Kimbilir belki önümüzdeki 2-3 gün içinde durum iyiye gider. Tarih vermem gerekirse 2 Ocak'ta kesin durumum belli olur sanırım. Belki de iyi olurum. Tam buraya Kilink-Çocuk Apart güzel giderdi mesela. "Belki yarın güzel olur...". "Tam buraya" dedim de söylemeden geçmeyeyim. Tamburada-Merdivenler çaldığım her anda oynamaya başlayan insanlar oluyor salonda illaki. Aslında eğlendirmenin formülü de belli. Arkasından hemen Morrissey-I Will See You In Far Off Places çalıp sonrasına da Tim Booth-Monkey God ve Massive Attack-Inertia Creeps çalarsan içeride oynamaya başlamayan kimse kalmaz (ben hariç). Massive Attack demişken yeni albümdeki "Dobro" da bu oynaklar kategorisini zorlayacak şimdiden söyleyeyim. Ama işin eğlenceli yanı ne biliyor musunuz, bütün bu eğlencenin arkasından ayağa kalkmış insanların adrenalinleri henüz ağızlarındayken onu yutmalarını sağlamak. Tüm bu eğlencenin dibine dinamit koyup kendi kendime pis pis sırıtmak gecenin en sevdiğim anı. Düşünsenize ayaktasınız, göbek atmakla meşgulsünüz ama aniden Jeff Buckley'nin sesiyle irkiliyorsunuz... Sanırım demeye çalıştığım ekşilik bu. Ama bol vitaminli endişelenmeyin. Neyse. Nasıl olsa gelmiceksiniz:/
----------------------------------------------------------------------
Ah sanki "sadece göbek atılarak eğlenilebilir" demişim gibi bir anlam bile çıkartılabilirmiş yukarıdaki cümlelerden. Ama orada kilit bir parantez var ki bu düşünceyi boşa çıkartır. Parantezleri seviyorum gerçekten. İçlerini özgürce dolduruyorsun ve cümleye anlam katıyor. Bir parantezin içini istediğin gibi doldurabilirsin, istediğin yere de koyabilirsin ve cümlen kuvvetlenir. Bilmem farkettiniz mi ama parantez şarkılar var bi de. İstediğin an çalabilirsin ve yaratmak istediğin atmosfere her açıdan destek olur. Bu kategoriye Travis, James ve The Verve şarkıları giriyor. Gerçekten ekşi.
----------------------------------------------------------------------
Aslında hepsi boş tabi :/
bir çok kişi benden büyük başarılar bekliyor ama o kadar çoklar ki hangisine yetişeceğimi bilmiyorum ve hiç zamanım yok. iş, müzik, hayat of napıcam ben?

Friday, January 27, 2012

delirdim mi gerçekten? yaptıklarımı öğrenenler ve bilenler deli diyor. bilmiyorum. o kadar da deli değilim bence. hatta mükemmel bir planla başarılı olduğumu bile söyleyebilirim. deli değilim. abartıyor olabilirim. sıkıcı hayatıma macera katıyorum ve gerçekten istediğim bişey için yaptığımı biliyorum. gecenin bir saati bu soğukta 2+2 saat yolu gitmeyi göze almak deli işi. ama insanlar aslında böyle şeyler yapmayacak kadar tembel oldukları için sıkılıyorlar. tabiki onunla tanışmak için olmasa ben de planlamazdım muhtemelen. üzgün ama mutluyum. bu nasıl oluyor, ne demek oluyor ben de bilmiyorum. midemde ağrısı.
salak paranoyağın tekiyim.

Thursday, January 26, 2012

-benimle hiç ilgilenmiyor ki.
-seni tanımıyor da ondan salak.

Tuesday, January 24, 2012

offff napıcam ben:/

Sunday, January 22, 2012

tarihler ve tesadüfler. bugün yeniden 22 ocak. 2 haftadır planını yaptığım şey tabiki gidip de 22 ocak'a denk gelecekti. tesadüf bu ya. oluruna bırakıp kafayı çalıştırmalı.

Tuesday, January 17, 2012

bin takla atmak gerek.

Monday, January 16, 2012

sonra yapacak birşeyin kalmaz. boş gözlerle bakmaya ve beklemeye devam edersin.

Thursday, January 12, 2012

evet deli gibi çalışıyorum. çünkü çok güzel. çok çok çok güzel. bu arada ben aşık oldum galiba. oley!

Wednesday, January 11, 2012

yalnız durum gerçekten fena. bir amaç edindim sonunda:) yine:/

Saturday, January 7, 2012

yok ben istanbul'lu olmuşum. birisine mesaj attım, daha cevabını almadan (bu arada gerçekten önemli bir konuydu) 1-2 saat sonra istiklal'de karşılaştım(her zamanki gibi tramvay yolunun üstünde, caddenin tam ortasında). daha sonra taksiyle eve dönerken taksi başka bi taksinin yanında durdu. yanında durduğumuz taksici ali abiydi. ismimle selamladı beni. bu kadar. serdarcığım tesadüf deme artık kafamızı s*ktin.

Friday, December 30, 2011

bir mühendislik firmasının patronu. telefonumla birisiyle konuştu. kapattı. telefonumun ekranında yazan "PANİĞE KAPILMA"yı gördü.
-paniğe kapılma mı? neden?
-(güldüm) bunu size en az 1 saat anlatabilirim ama eminim o kadar zamanınız yoktur. iyi laf diyip geçiştireyim.
-(güldü)
şimdi sıçtık işte. kaç serdar kaç. daha önceden tecrübeliyim neyse ki. ben baya tecrübeli biri oldum yahu. yaşlandım galiba artık iyice.

Monday, December 19, 2011

her gün şurayı açıp bakan ortalama 14-15 kişi var. bu 14-15 kişiden günde 3-4 tanesi burayı açıp bakacağına bana bişeyler anlatsa, sorsa, konuşsa hayatım çok daha güzel olurdu muhtemelen. belki de olmazdı da. bilmiyorum.

Wednesday, December 14, 2011

bir grup insan var ki uyuz oluyorum. duman'ın şarkısı gibi, bir acaip yarıştasın, hem öndesin hem rahatsın, o zaman ne için ağlarsın. neyin depresyonuna giriyorsun birader?

Sunday, December 11, 2011

2 gece üst üste içtikten sonra 3. gün içtiğinde doğrudan baş ağrının geçmesine neden oluyor. 2 gece üst üste olan şeyler 3 günde insana iyi hissettiriyor. 2 gece üst üste uzaktan bakmak bile. bu arada ne zaman hayatın benim için kötü gittiğini düşünmeye başladıysam galatasaray iyi gitmeye başlıyor ve mutluluk veriyor alttan alttan. futbol kitlelerin afyonudur, tek kişilik kitleyim.

Saturday, December 10, 2011

uzaktan bakmayı bile özlemişim. lanet olsun.

Monday, December 5, 2011

ben kendimi her yerde fazlalık gibi hissetmeye başladım yine.

Sunday, December 4, 2011

ballad

annem bana bu akşam "geberip gideceksin haberin yok" dedi. insan annesine "istediğim de o zaten" yada "seni bekliyorum sadece" diyemiyor ki. herşey tamam işte, askerliği bitirdik, iş bulduk çalışıyoruz ne değişti? her gün en az bir önceki kadar kötü. gözlerin görmek istemediklerini görüyor ama görmeden geçirebildiğin bir yaşam da düşünemiyorsun. kulakların yüksek sesli müzikten artık az işitmeye başladı ve hala etraftaki gürültüyü duymamak için yüksek sesle dinlemeye devam ediyorsun. ayrıca sürekli bir uğultu duyuyorsun. kafan uğulduyor. parmak uçların alkolün etkisinde ve dokunduğunu farketmiyorsun. ellerindeki yaralara dokunmak, kanatmak zevk haline geliyor çünkü acıyı hissedebiliyorsun sadece. dudakların çatlak, dizlerin ağrıyor. ya olmasalardı? bilgisayarın ekranını kirpiklerin kapatıyor, ışıl ışıllar. sonra gidip çocukluk resimlerine bakıyorsun ve herşeye lanet ediyorsun. ne kadar temiz görünüyorsun. ne geçti başından ki aynada şimdi böylesin? hiç mi? tek kabahat görmek mi? gözlerini kapatabiliyor musun? di mi hayat ne güzel. lanet olsun.

Thursday, December 1, 2011

böyle kusmak istiyorum içim dışıma çıkana kadar, hiçbir şeyi görmeyip kimseyi tanımayana kadar. serdarcharliebrown'u öldürmek istiyorum. artık katlanamıyorum.

Sunday, November 27, 2011

her zaman söyle olur; vazgeçersin birşeyle uğraşmaktan, sonra artık isteğin tamamen geçmiş gibidir, sonra birden birşeyle karşılaşırsın tam o anda ve uğraşmak için tam zamanı olduğuna karar verirsin tekrar.

Tuesday, November 15, 2011

öyle aptalca esprilere ne gerek var ki salak.

Saturday, November 12, 2011

yok yani plan yapmak kolay da planın tutması ne zaman gerçekleşmiş ki? bu kadar tesadüf tesadüf diye konuşup hala arkasından plan yapıyorum salak gibi. planlar tutmaz.

Tuesday, November 8, 2011

all aboard the adventure

bütün derdimiz anlatmak. yaşa istediğin kadar. anlatamadıktan sonra neyine yarar ki? evet maceralar yaşıyoruz. ama maceraları çoğu zaman sonuca varmayacağını bile bile sadece anlatmak üzerine kurguluyoruz. planlar yapıyoruz, sonucunu biliyoruz boka saracak, ama sonuna kadar gitmeyi istiyoruz ki anlatacağımız birşeyler olsun. tüm amacımız ortalığın karışması aslında. çünkü boktan hayatlarımız bize macera sunmuyor. işten eve, evden işe bir hayat yaşamıyoruz ve savaşabileceğimiz bir idealimiz da yok. hayat bize bu talihi sunmadı ve "hayat"ı herşey için suçlamaya hiçbir fırsatı kaçırmıyoruz evet, yine. yapabilecek birşeyimiz yok. ya maceralar yaratıcaz basit hayatımıza karıştırabilecek yada kitap yazıcaz paul auster gibi tesadüflerimizi yazarak. biraz da farkında olarak... basit olan maceralar yaratmak bizim için evet. bir kız bulucaz ve en basiti olaraktan adını bir takım benzerliklerle hayatımızın anlamı durumuna getiricez. doğum günü de uygunsa ne ala. 2 gibi B gibi. alfabenin 2. harfi olması, 2'nin aslında göründüğünden daha büyük bir sayı olması gibi falan filan. sonra bunu herkese yaza çize anlatacağız ki anlatacak bir hikayemiz olsun. bir boka yaramayacak ve karaköy iskelesini batırıcaz sadece öyle olmasını istediğimiz için ki lanet olası da fırtınaya yenik düşecek bir gün gerçekten. durmayacağız elimizde koç bir alfabe ve ulu bir matematik var. keratanın tekiyiz, her akıl oyununu pisliğimize dahil edebilecek kadar zekiyiz. bütün işimiz aslında pislik. aklımız böyle çalışıyor. duyduğumuz cazır cazır gitar sesleri bize ilham veriyor. duygusallık bizim alt beynimiz aslında. duyduğunuz, gördüğünüz masum yüz, temiz kalbimizin aslında pek de gerçek olmayan pis tarafı. çünkü yeterince kamufle olmuş durumda. kamuflaj fazla kaçtığında görmen gereken şey zaten ortadan artık kaybolmuştur. "bu gürültüde bizi kimse duyamaz". evet tek istediğimiz şey anlatma ve etrafımızda kimsenin olup olmaması pek de umurumuzda değil. birileri var mı? duyacaklarına inanamayacaklar ve dahasını da isteyecekler. kesinlikle dahası da var. tek sıkıntımızsa "how do i end this?" birgün olmak zorunda. "see you there".

the rascals'a teşekkürlerle...

Tuesday, November 1, 2011

artık tepkilerimi çok daha net ve direkt vermeye karar verdim. sıkı dur!

Tuesday, October 25, 2011

zaten olmayacak bir şeyi denemekten vazgeçince -ki yanlış anlamadan dolayı vazgeçilmiş olsa bile, zaten olmayacak bir şey olduğu için tekrar zorlamak anlamsız.
-mı? sonra hep aynı soru gelir arkasından; "ne kaybederim?" zaman? zamanın sınırsız olduğunu düşünüyorum. ölünce ah zaman yetmedi şunu yapamadım diye düşünemeyeceğiz sanırım. yada ah şununla uğraşırken zaman kaybetmişim demeye zamanımız olmayacak o zaman. ne kaybederim? ne kaybederim? ne kaybederim? hiçbir şey gelmiyor aklıma. bir kişi ne kaybeder? cüzdanını kaybeder. akıl sağlığından bahsetmeyin.

Sunday, October 23, 2011

lanet olsun ki

sen akıllı bir insansın. bunda bu kadar anlaşılmayacak, şaşırılacak bir şey yok. herşey doğal seyrinde gelişiyor. ilginç bir durum yok. kızla erkek tanışır, yemek yerler, içerler, bir yerlere giderler, muhabbet ederler, gülüp eğlenirler, film izlerler, birlikte planlar yaparlar. erkek yalnızdır, kız da öyledir sanıyordur. ondan hoşlanır. sonra arkadaşlarını kızdırmak pahasına bir gece bütün planlarını alt üst ederek kızla zaman geçirebilmek için onun bulunduğu yere gider ve onu başka bir erkekle görür. kız yanından onu görmeden geçer gider. erkeğin morali bozulur, canı sıkılır ve kızdan uzak durmaya karar verir. hepsi bu. çok doğal bir akış. anlaşılmayacak bir şey yok. bu sıradan bir durum bir erkek için. aslında "anlamak" diye bir durum da olmamalı bu halde. anlaşılması gereken bir şey yok çünkü doğal bir akış var işin içinde. doğru kelime "bilmek" olmalı. insanlara konuşarak bile bir şeyler anlatmak kolay değil. illaki kafalarına odunla vurmak gerekiyor. konuşmadan bile bir şeyler anlatmaya çalışmaksa boş işler oluyor işte. ama bu doğal akışın biliniyor olması her zaman umuttur. bilmeyenlerin olması, yada doğal olanın birbirlerinin üstüne atlamak olmadığını bilmeyene denk gelmek, sonucunda uzak durma yollarını bulmayı getirir. erkek için bu sefer yanlış bir şey yapmadığını bilmek iç rahatlığı getirir, kızsa umursamıyordur zaten. sonunda güzel geçen 2 hafta kalır geride. ve hayat devam eder bu döngüde sürekli.

Monday, October 17, 2011

manyak mı lan bu insanlar?

Sunday, October 16, 2011

herkes çok konuştuğu için haklı sanılıyor. konuşmamam haksız olduğum anlamına gelmez.
bok yedim. aferin.

şart 1- "PANİĞE KAPILMA" (büyük harflerle olmasına dikkat),
şart 2- "boşver",
şart 3- "kendinizi sakın benim farkıma varmak zorundaymış gibi hissetmeyin lütfen. benden nefret ettiğinizi biliyorum",
şart 4- "acele etme",
şart 5- "hayal kurma",
şart 6- "yanlarında fazla durma".

kimya sevmem. nşa(normal şartlar altında) kimyanın bana kazandırdığı tek şey. ve normal şartlar bunlar. aklından çıkarma. yaşamaya devam ediyoruz.

Saturday, October 15, 2011

ama nasıl ya? blogları neden seviyorum biliyor musunuz? acaba ne düşünüyor dediğin kişi yazıyor mesela!

Saturday, October 8, 2011

boşuna uğraşıyorum yine ama uğraşmaya devam edicem. çok net gördüm. ama benim de eğlencem bu napayım.

Tuesday, October 4, 2011

çağırıp bir yandan da gelmesin diye dua ediyorum. boku yemekten bıktım.
ayrıca bişey daha var. last.fm'in ilgimi çekiyor saçmalığı. ilgimi çekiyor... konser değil.... bu böyle kapalı anlatılabilecek bişey değil susayım daha iyi. eksik kaldı kapalı anlatımlarım evet.

Friday, September 30, 2011

ben o bildiğiniz süper, tatlı, komik serdar falan değilim. herşey bir yere kadar. o yer burası. bir kişi buraya girdikten sonra benden şirinlik falan beklemesin. başlıyor.

*buradan kastettiğim yerin blog olduğunu düşünen ufak beyinliler mi var?

Wednesday, September 28, 2011

herşey 2 sene önce bu günlerdeki seyrinde devam etmeye başladı. sonu çok kötüydü. boku yedim ben yine. çok akıllı davranmam lazım. kafamın kaydığı dakikalarda çok dikkatli olmam lazım. kontrolümü kaybetmemem lazım. tesadüf döngüsüne inanırken biraz da ona güvenmem lazım. herşeyi illaki ben yapmak zorunda değilim. bu gece biraz ders olsun. beklemeyi de bil.

Sunday, September 25, 2011

Offff anlatmak istediğim çok şey var ama anlatacak kimseyi bulamıyorum ve bu yaşadığım en büyük sıkıntı. Hayatımın en mutlu zamanlarından birine doğru gittiğimin farkındayım ama anlatamıyorum. "anlatalım diye deliren insanlarız."

Sunday, September 18, 2011

allaallaaaaa garip bişeyler oluyor!
düşündüm, bir inşaat mühendisinin yeri inşaatıdır. tatil bitti. çalışırken normalden daha yaratıcı olduğumu düşününce; ladies and gentlemen we are floating in space.

Tuesday, September 13, 2011

Friday, September 9, 2011

Kedilerle ilgilenmiyorum.

Thursday, September 1, 2011

-Niye ben değil de sen?
-Çünkü sen yakın arkadaşısın. Ben o kadar değilim.

Wednesday, August 24, 2011

Canım çok sıkılıyor. Çok düzensiz gidiyorum, kalbim kırık, kafam boş, cesaretim yok.

Monday, August 22, 2011

Elbet elime düşeceksin! Bir kaç sene beklerim.

Friday, August 19, 2011

6 yıllık last.fm arşivimi sildim. yeniden başlıyorum çok heyecanlı.

Canın Cehenneme

-az psikopat değilsin.

-yeterince olsaydım şimdi yaşamıyor olurdun.

Wednesday, August 17, 2011

Üst üste yumruklar alıyor Serdar. Acaba kalkabilecek mi? Bir Rocky değil.

Saturday, August 13, 2011

Ya bu kadar takıntılı olmamam lazım ya yuh artık ya.

Friday, August 12, 2011

Ya bi de gaza gelen biri olsaydım? Herşey müsait.

Tuesday, August 9, 2011

Kendi bokunu temizlemeden başka boklara bulaşma.

Saturday, July 23, 2011

öyle rastgele bir film seyretmeye başlıyorum, güzel devam edip bitiyor falan, öyle bir rastgelelik ki filmin sonunda radiohead-let down çalarak bitiyor. daha önce de oldu böyle şeyler. çok şarkı bilmekten mi yoksa çok film seyretmekten mi oluyor bu? çok film seyretmiyorum ki.

Tuesday, July 19, 2011

hehe bu arada bloglarımı kimse okumamaya başladı. eh tabi hiç bişey yazmıyorum diye. evet çözüm buymuş. ne güzel. 4-5 giriş oluyor günde ve en az 2si benim. güzel güzel. öteki bloga herkes rock'n coke, one love kritiği falan bekliyordur muhtemelen. yazmayacağım. suede konserini bile yazmayacağım. travis'i de. böyle iyi şimdilik. zaten bişey de yok yazılacak. canım sıkılıyor, iş arıyorum, inşaat mühendisi olucam falan filan. o kadar. oh.
aslında biraz dışardan bakınca anlaşılıyor ki o kötü adam benim galiba.

Saturday, July 2, 2011

"az psikopat değilsin."mişim.

Friday, July 1, 2011

hayır hayır kesinlikle tuhaf olan ben değilim.
insanlara akıl diliyorum. insanlar akıllı olmadığında akıllı olmanın zevki çıkmıyor.

Friday, June 24, 2011

Sanki ben yokken hiç hoşlanmayacağım bir şeyler olmuş ve herkes bunu öğrendiğim zaman nasıl tepki vereceğimi bekliyormuş gibi bir takım havalar seziyordum. Uykumu kaçırıyordu. Yavaş yavaş, teker teker ortaya çıkmaya başladılar. Evet hoşlanmıyorum. Ama tepki vermeyeceğim. Benim etki edemeyeceğim 6 ay boyunca olan herhangi bir şey benim yokluğumdan istifade edilerek yapılmış demektir. "Benden korktuğunuzu biliyorum."

Thursday, May 26, 2011

Kara kaplı defterden çıkanlar


Manisa notları (acemilik)

* Oturup da marş notu tutacak değilim herhalde.

* Bir elde kalem diğerinde tüfek.

* İnsanların toplu halde yaptıkları şeyler anında tam tersi şeyleri yapınca alanın daha fazla oluyor. Yine sürü psikolojisinin tersini kullanmak. Kurt.

* Zaman geçirmek için abuk subuk şeyler yapıyoruz işte. 3 gündür söylediğimiz marşı yazdırıyorlar şimdi.

* Cumartesi geceleri saat 9da daha dışarı çıkmaya hazırlanıyor olurdum. Dün yatmıştım bile o saatte.

* İnsan olan yerde yaşamak zor. Birbirleriyle samimi olmaya başladıkça işin bokunu çıkarmaya başlıyorlar. Kim olursa olsun aynı. İnsanlardan uzak dur.

* Ufak ufak gruplara bölünüp kendi kurallarını koymaya çalışıyorlar. Grup olup güç arıyorlar. Bu güçle eğlenmeye, bişeyler kazanmaya çalışıyorlar. Gerekirse kurallara uymamayı bile göze alıyorlar.

* 6666 psikolojik destek hattıymış. Acaba ne kadar başarılı? Acaba ne kadar kafa?

* Bu sabaha ıslıkla Sonic Youth çalarak başladım. Sonra elime tüfek verdiler.

* Cahil adamların anlatacakları kulaktan dolma hikayeleri çok fazla.

* Hayatımda gördüğüm en acaip şey; 10.09.2008'den beri kimin banyo yaptığının listesini tutup imza attırıyorlar. 2 yıllık liste gördüm.

* Sabah Obstacle 1'la başladım. Kahvaltıda Spongebob kaplı çikolata paketi görmek güzel geldi.

* "Gündüz ışığı göremeyiz" dedi.

* Primal Scream - Kill All Hippies

* Boş silah ağırlık olmaktan başka neye yarar? Boş adam da aynen.

* Sıkıldım.
Askeriyenin en büyük sıkıntısı sigara. Temizlikte neredeyse sadece izmariti toplanıyor. Molalarda sigara izni verilip verilmemesi büyük olay oluyor. Buraya gelirken yanıma 1 kitap aldım. Paul Auster - Duman.

* Bir yerimiz kirlense başka bir yerimize silerek temizliyoruz. Dirsek pantolona, el parkaya...

* Asker koğuşunda ıslıkla Smiths şarkısı çalmaktan daha komik bişey yapmamıştım.

* Şu sıralarda neden uzunları öne koyarlar ki? Merak ediyorum ne oluyor önde. Göremiyorum.

* Ziyaretçinin gelip gitmesi de tuhaf-kötü oluyormuş.

* Kahve makinesinde sütlü çikolatanın kodu 42.

* Yan taraftaki bir çukur üzerine en fazla bu kadar çok espri üretilebilir.

* Ateş edip vurdum diye sevinmek yada sevinmemek.

* Gece dışarıda olmanın güzelliğini 400 adamla yanyana olmak bile bozamıyor.

* Hepbir ağızdan öksürük. Donumuza kadar ıslağız.

* İzin için dışarı çıkınca herkes bana bakıyormuş gibi hissettim. Ne demeli şimdi?

* İçerisi iyi, dışarısı kötü, içerisi iyi, dışarısı kötü,...

* Gecenin karanlığında toprağa yatıp gökyüzünün renklerini izlemek muhteşem. Ceza bile olsa. Bidaha bu zevki nerede bulurum? Sipil dağı rengarenk.

* Bunları bidaha okuduğumda kafam yerinde değilmiş gibi hissediyorum.

Kıbrıs notları

* Uyum sağlamak için istekli olmasan da bir süre sonra korku, mecburiyet yaratıyor. Aptalca asker konuları hakkında not tutmaya bile başladım.

* Müzik dinlemek hiç bu kadar anlamlı ve sevgili olmamıştı. Sevgilimle beraberim. Onunla gizli gizli buluştuk.

* Dolabındaki tadelleyi farenin yemiş olması umurunda bile olmaz. Yada hiçbirşey.

* Botu yıkadım, boyadım, işim bitti, gök gürledi.

* 22 Ocak'ı sessiz geçirme mutluluğu.

* Doğru soruları sormak önemli demek ki.

* 12 km koşup arkasından engelli koşu parkuru koşup arkasından zemin düzleme yapıp arkasından koğuş yıkama yapabiliyorum.

* Ocağın 23'ünde sokakta üzerimde yalnızca donla gezebildim. Banyoya gidiyorum canım.

* Vücuda giren kimyasal herşey kafa yapmaya başlıyor bir süre sonra. Ağrı kesici iğne bile. 2 hapım da var artık ağrı kesici ve kas gevşetici. Önemli olan niyet.

* NÖBET NEDİR?
30 Ocak'ı 31 Ocak'a bağlayan gece. İlk gece nöbeti. Saat 04.00. 5dk geçmiş bile aslında. Soğuk olur sanıyordum ama değilmiş o kadar da ya. Massive Attack - Group Four çalıyor kafamda. Oha ya geçen arabalar durmasın diye nolur durma nolur durma diye dua ediyorum gidene kadar.
Çıt yok etrafta. Oyunlardaki o salak bekçiler gibiyim. Kulübede göğsümden yukarısı görünerek mal gibi dikiliyorum. Paranoyanın tam zamanı ama aslında hiç zamanı da değil. Şu anda birşey gördüm zannedip taburu ayağa kaldırabilirim. Tüfek çeneme çarptı. Zaten dün gece de atışta gözümü morartmıştı. Bu sabah adamın biri oha dayak yemiş gibisin, iki gözün de mosmor dedi bana. Öteki gözüme ne olduğunu ben de bilmiyorum. Bi de belimin ne halde olduğunu bilse. Çıt yok. Sokaktayım, yemyeşil bir tarlaya bakıyorum ve çıt yok. Ama baykuşlar sessiz uçuyormuş onu öğrendim. 04.18'miş. Yıldızları seyredecektim ama hava kapalı. Araba nolur durma. Güneşin doğuşuna daha var ama. Kıbrısta da aynı doğuyorsa dünyanın farklı yerlerine gidip gün doğumunu seyretme düşü kuranların boş işlerle uğraştığı hissine kapılacağım. Tüfek çeneme çarptı. Görüntü çok net, sis, pus yok. Hava da temiz. İlerideki nöbet kulübesindeki nöbetçiyi görmüyorum ışıklardan. Ama düdüklerimiz var. Anlaşabiliriz. Tabi düdükler ötüyorsa. 2 Aydır üzerimde ama daha hiç öttürmedim. Öteki nöbetçi denemiştir herhalde, belki, bilmiyorum. Aslında anormal hayatımın normale en yakın günü olacak muhtemelen. Uykusuz, gözleri mor, beli ağrıyan. Ağrı kesici ve kas gevşeticim vücudumun kimyasal ihtiyacını karşılıyor. Bir kas gevşeticinin beyine etki ettiğini test ettim, onaylıyorum, ama çok şaşırıyorum. "Kassız organ beyine kas gevşeticinin etkileri" koymak gerek bu yazının adını. 04.31. Sabahki ilk nöbetime benden sonraki nöbetçi 1 saat geç getirildiği için 2 saat yerine 3 saat nöbet tuttunca şu anda kalan nöbet dakikam konusunda endişe duydum. Ama karşıdan gelen araba daha endişelendiriyor. Nolur durma. Gitti. Şu anda birilerinin beni izliyor olma ihtimali ne kadar acaba? Arkamda ayak sesi duyduğuma yemin edebilirim. bu nasıl bir adalet? Çevremde (varsa) herkes karanlıkta, ama ben ışığın altındayım. Ama bir avantajım var. Parolayı sorduklarımdan cevap veremeyen 26 tanesini vurabilirim. 80 kurşunum var şu anda. 1.sini havaya, 2.sini yere sıkmam gerektiği göz önüne alınırsa 26 adam vurma hakkım var nöbette. Ama dün gece atışında 50m'den 2de sıfır attığımı düşünürsek işimin zor olduğunu söyleyebilirim. Bu yüzden karşıdan gelen araba nolur durmasın. Hem daha öğlen 12.00-14.00 nöbetim var. Arada hiç uyumayacağım. Gerçekten normal hayatım gibi. Bi de bu arada kafamda şu yüzü gözü kapatan maske berelerden var. Yani nöbetçiyi değil de Serdar'ı öldürmeye gelen birisi olursa oldukça şanslıyım. Tabi bir de kasatura vermiş olsalardı daha şanslı olurdum belki. Kocaman bir arazide ışığın altında dikiliyorum ve şanstan bahsediyorum. Yine ayak sesi duyduğuma yemin edebilirim. Saat 05.05 berabere. Neyse ki 2 saat ayakta dikilmek gibi gereksiz alışkanlıklarım daha önceden de vardı. Zaten buradaki düzenli hayat daha zora soktu beni. Düzen nöbetle ve bel ağrısı yüzünden bozulmaya başladığından beri daha kendimim. Bi de suyum olsaydı:/ Sonuçta burada da aynı yıldızlar görünüyor. Aaa arkadan ay da görünmeye başladı 05.15. Evet nöbetleri sevdim. Gece nöbetlerini ekstradan sevdim. Karışan görüşen yok, tek başına rahatsın. Gerçekten burada tek başına kalmayı özlüyor insan. Birey olmayı. Asıl rahatlık ve keyif bu.

* Tadelle'nin bu beyaz çikolata kaplısına bayıldım.

* Saat 22.33 ve 22.44te saate baktım. Ne nöbet ama!

* Sürekli üstümden uçaklar geçiyor. Nöbetteyken çok garip geldi. Görev buradan kimsenin geçmemesi. Ama adamlar -ki koca uçak dolusu adam yüzlerce metre tepemden, bu saatte vızır vızır geçip gidiyor. Ben de oturdum bunu yazıyorum.

* Hayır bi de saatlerce dışarıda oturup yazı yazmamış birisi olsaydım burada ne düşünüyor olurdum acaba? 200m ilerimdeki nöbetçi adam evli+çocuklu, benden de küçük. O ne düşünüyor ki? Zavallı.

* Werther kadar cesur olamadık belki. Belki de daha cesuruz. Sonuçta elimizde hiçbir şey yok. Ne Werther'in ne bizim. "Neden? Hala yaşıyoruz, hayatımız var elimizde" denilebilir. Marvin'in cevabı kesin; Bana hayattan bahsetme. Peki Marvin'i ayakta tutan şey neydi? Evet hepsini çok sevdik. Ama her seferinde yine çok sevdik. Sevmeyi sevmek mi peki bu? Hep olmadı, olmayacağını da hep bildik zaten. Acıyı sevmek mi bu? Geri döndüğüm zaman boynuma atlayacak, boynuna atlayacağım kimse olmamasına rağmen neden hiçbirisi aklımdan çıkmıyor? Hiçbirine içimde aslında kızamıyorum? Bunun kötü bir şey olmadığını kime nasıl anlatabilirim? Anlatmalı mıyım? Hep bu sınırda mı takılacağız? Önceki sevgililerimizi gerçekten çok sevmiş olmak hep suç mu olacak? Can mı sıkacak? Sorun mu çıkaracak? Neden bunun bir derecesi olmak zorunda? İllaki Werther gibi mi bitmesi gerek? Ya gerçekten onun gibi değilsek? Ya o kadar,mükemmel değilse? Suç niye hep bizde?

* Herkes için kendi kötüsü en kötüdür. Ve herkesin kötüsünün daha kötüsü herkese uğrar.

* Sosyal tespitler yapmak için aşırı tuhaf bir yer. Rhianna ve Katy Perry dinleyebiliyorlar bir anda.

* Gündüz 10-12 nöbeti. Güneş var, soğuk yok, sıcak da yok. Kuşlar, böcekler, top atışı sesleri. Bir pazartesi öğleninde doğa gezintisi gibi düşünelim.

* Biliyorum burada olmam kimsenin umurunda bile değil.

* 16-18 nöbeti. Kıbrısta güneşin batışı No Suprises'la çok güzel.

* Bir zamanlar sadece görebilmek için 2 saatten fazla beklediğim kişiler vardı. 2 saat nöbet ne ki? Sonuçta göremiyordum.

* Viziteci olmak demek bütün ilaçların elimde olması demek. Bütün ilaçların elimde olmasının ne demek olduğunu tartışmaya gerek yok zaten.

* Birşeyler düşünmek isteyip, planlar yapmak isteyip plan yapılacak konunun gelecekle ilgili değil de geçmişteki hadiseler üzerine şekillendirilmeye çalışılmasından hoşlanmıyorum. Ama kafam hala bunu başaramıyor.

* Şubat soğuğunda gecenin 11'inde, yalnız başına rüzgar uğultuları altında bir tüfeğe sarılıp oturuyorsun. Bundan daha psikopatça ne olabilir ki?

* Cumartesi gecesi dışarıdayım işte. 00.00-02.00 nöbeti. Ha Taksim'in göbeğinde sıkılmışsın kalabalıkta, ha Kıbrıs'ın tarlasında sıkılmışsın yalnız başına.

* Sağ ayak topuğumdan başlayıp aşil tendonuma ve ayak bileğime kadar olan kısım, belimin sağ tarafı, sırtım, karnım, sol kuluncum ağrıyor, sağ burun deliğimde, sol dirseğimde ve sol orta parmağımda yaralar var, sağ kalçamda da ağrı varmış, son günlerde midem çok gaz yapıyor, muhtemel bir tansiyon yüksekliğinden dolayı bazen kulaklarımda basınç oluyor.

* Buradaki herkes askerlikten sıkıldığını söylüyor. Ben yaşamaktan sıkıldım. Üzerimde 80 kurşun ve çalışır durumda bir tüfek varken söyledim bunu. Evet çoğu kişi gibi ben de cumartesi gecesi saat 2'ye yaklaşırken böyle abuk subuk konuşabiliyorum işte.

* Gecenin bir saatinde tarla ortasında 2 saattir tek başına dikilip sonra birden bire sadece 1 kere kahkaha atan birisi görürseniz onun hakkında ne düşünürsünüz? Ne olur kötü düşünmeyin.

* Bu gece çalıyor olsaydım gece Calexico - Woven Birds'le biterdi. Bitiriyorum.

* Sanayide çalışan zenci de gördüm.

* Herhalde sevap diye bişey varsa şu son günlerde vizitecilik adı altında yaptığım şeylerdir.

* Askerlik insana 2 saat boyunca yağmur altında Jeff Buckley dinleme imkanı da sunuyor.

* Pioneer The Falls'un daha önce arkasında ambulans efektli haline bayılmıştım. Şimdi de gökgürültülü versiyonuna bayıldım.

* Tam 34 saat oldu uykusuzum. O ambulans sirenini içeriden duymak çok farklıymış. Yatarken ne zaman içeriden duyucam bakalım.

* Ben buradayken dışarıda herşeyin ben oradaykenkiyle aynı olması çok canımı sıktı. Herşey aynen devam ediyor, benli yada bensiz. Durum böyle olunca benim kaç günümün kaldığını kimsenin bilmesinin gerekmediği anlamı çıkıyor. Aslında böyle olacağını biliyordum ama yüzleşince kendini kötü hissediyorsun. Biliyorum burada olmam kimsenin umurunda değil. Bunu çıktığımda da sık sık hatırlayacağım. Şimdilik bırakalım da evrenin sonundaki restoranta yemek yemeğe gittik sansınlar.

* Sanırım hayatımda gördüğüm en net gökkuşağı bu. Üstelik biraz dışında bir tane daha var.

* 460 günlüğüne askere gelen çocuğun duvardaki " O KIZI UNUT!" yazısıyla karşılaştığı andaki ruh halini merak ediyorum.

* Yalandan da olsa yattım. Ambulansta.

* En azından bir sonuca varmalıyım. Buradan döndüğümde 10 sene öncesinin Serdar'ına borcumu ödemem gerek.

* Under Cover Of Darkness. 63 gün sonra televizyon izledim çoğunlukla kendi istediğim kanal olmak üzere. Strokes albüm çıkarmış. İnanamıyorum ne kadar geç haberim olduğuna. Radiohead'in de albümünden çok geç haberim oldu. Şu anda albümlerinin isimlerini bile bilmiyorum ikisinin de. o kadar s*kik bir askerlik işte bu yaptığım. Serdarcharliebrown'luk damarım kabardı. Strokes'un yeni şarkısı "evet bu Strokes şarkısı" dedirtiyor kendisine. Ama bu kadar uzun süre ara verince yeniden bir çıkış için daha çarpıcı bir şarkı seçerler diye düşünüyordum. Biraz yavan geldi bana. Ama tek dinleme tabiki bu. Bidaha ne zaman dinlerim acaba? S*keyim böyle işi.
Bu askerlik normal çağdaş bir insanın yapabileceği bişey değil. Dünyası önüne atacağı adımdan daha geniş olan hiçbir kişinin bu durumda kendisini iyi hissetmesi söz konusu olamaz. 63 gündür sadece 1 saat çarşıya çıkabildim. Haber izleyemiyoruz, gazete gelmiyor, okuyamıyoruz. Bu şartlarda yaşayan bir beynin vatana ne faydasının dokunacağını düşünüyorlar ki?

* "Tesadüf, tanrının ta kendisidir." dedim. Of böyle şeyler düşünmemem gerek.

* Her nöbette "saat bilmemkaçı 42 geçe"yi yakalamaya bayılıyorum.

* Majezik muhteşem bir ağrı kesici. Daha önce böylesini görmemiştim.

* 6. His dedikleri şey şu olmalı; kulübede bekliyorum, bir anda arkamdaki evin hangi komutanın olduğu aklıma geliyor, onun bugün nöbetçi subay olduğu aklıma geliyor, nöbet pozisyonumu düzeltiyorum, arkama bakıyorum ve o anda kapısından kafasını çıkartıp nöbet kulübelerini kontrol etmeye başlıyor.

* Çok su içiyormuşum. Öyle diyorlar.

* Saat itibariyle 29. yaşıma girmiş bulunmaktayım. 5 Nisan 2011, saat 00.05. Duruma bakıyoruz; Cephanelik kıdemsiz nöbet kulübesinde yalnız başımayım. Sis var, görüş mesafesi 70-80 metre. Taburun uç köşesi burası. Kuş uçmaz, kervan geçmez, devriye gelmez. Tuhaf. İnternette şu anda mesaj yağmaya başlamıştır muhtemelen (haha kimi kandırıyorum). Şu anda ne durumda olduğumu kimse bilmiyor ne garip. Bisküvimi yiyip suyumu içip kutlama yapıcam şimdi. Jeff Buckley eşliğinde, elimde 4,25kglık tüfekle çamur içinde, küçücük el fenerinin ışığını parmağımla kapatıp yazı yazarak. Görüş mesafesi 20m'ye kadar düştü. Ne kadar da nefret ederim doğum günlerimden. Sahte kutlamalar. Ama şu aptal topluluktan uzakta, hatta en uzak köşede yalnız başıma olmayı seviyorum. Zaten bu doğum günü dönemleri hep en bunalımlı zamanlarım oluyor. Yarın babamın ölüm günü. Bugün sevinecek bir şey yok ortada. So real.

* Acı ne muhteşem bir uyuşturucu. Diş ağrısından tüm günün nasıl geçtiğini anlamadım bile.

* Kasatura ne işe yarar? Sırt kaşırsın.

* Daha güneş bile batmamışken koğuşa girdim. İçeride kimse yoktu. Ben yatmaya gidiyordum. Ya ben yaşlandım yada en çok ben sıkıldım.

* El yazımın çirkin olması işime yarıyor.

* Saatsiz kalmak, saatini kaybetmekten çok daha önemli bişey.

* "John Steinbeck - Cinayet" çok garip bişeymiş.

**+18* En rahat 22.00-24.00 nöbeti formülü; Kahve+sigara üzeri 600mg parasetamol+500mg klorzoksazon.

* Bu karıncalar gece olunca yuvalarına giriyorlar. Peki orada ne yapıyorlar? Uyuyorlar mı? Peki nasıl? Herkes bulduğu yere kıvrılıyor mu? Askerlik de karıncalık gibi. Acaba karıncalar da gece nöbetçisi bırakıyorlar mı? Şu karınca yuvasına el feneri tutsam neler olur?

* Peki biraz da kıdemsiz nöbetçilikten bahsedelim. Durum Marvin'lik. O çok güçlü silahlarla donatılmış dev robotu oyalaması istendiğibölümle aynı -yada benzer diyelim. Gecenin karanlığında tek başınasın, görevin taburu korumak. "KORUMAK". Ve bunu yapman içinsana verilen şeyler ne biliyor musun? Duyunca çok şaşıracaksın. Görev baya büyük. Büyük harflerle yazınca ne kadar da etkileyici oluyor; "KORUMAK". Bu görevi 1 kasatura, boş bir silah ve 1 düdükle yapmam bekleniyor. Aa evet bir de çelik başlık var. Kurşundan korumasa bile gelen düşmanın taş atması durumunda etkili olacağı kesin. Evet kasaturayla 1-2 k,ş, indirebilirim (özgüvene bakar mısınız?). Düdük de etkili bir silah olabilir, belki sesten korkarlar kim bilir? Veya düdüğümü duyup yardımıma birkaç kişi daha gelir. Şu 200m yanda duran 80 kurşunlu nöbetçi çok cesur bir savaşçıya dönüşüp ben ölmeden yetişir belki. Evet hepsi çok güzel ama bu boş silahla ne yapmamı bekliyorlar ki? Ağır olduğu için düşmana fırlattığımda etkili olur diye mi düşünüyorlar acaba? Herhangi bir saldırı anında ilk iş olarak tüfekten ve çelik başlıktan kurtularak düdük çala çala kaçacağım gerçeği var ortada arkadaşlar. Ve eminim ki şu nöbette bana bunlar yerine bir sinek kovucu verilirse "KORUMAK" görevi en azından kendim için başarılmış olacak. İşte böyle şeyler yazabildiğim için kas gevşeticileri seviyorum. Eee aslında askerliğin Marvin'lik başka halleri de var. İnşaat mühendislerinden, avukatlardan, eğitmenlerden, işletmecilerden vs. tonlarca kitap okumuş "kafası gezegen büyüklüğünde" olan adamlardan ne isteniyor biliyor musunuz? Şurada uzayan otları kesmeleri ve şuradaki ağır taşları oradan alıp buraya koymaları. Evet her yerimiz ağrıyor. Ve terhis olurken bize "verdiğimiz rahatsızlıktan dolayı özür dileriz" demelerini bekliyorum. Çünkü mutlu son böyle oluyor. Tabi kitaplarda. Ama kitapta olmadığımız için işin "bana hayattan bahsetme" kısmındayız. Gerçek hayattayız ve gerçek hayatta böyle şeyler olmaz. Ay ne güzel parlıyor bu gece.

* Birşeylerin yerine birşeyler koyarak avunmaya çalışırsın. İçki yerine kahve ve sigara, biraz cesaretle kas gevşetici, muhabbet ortamı yerine nöbetteki yalnızlık(muhabbet edecek kafa dengi bulamadığın için), içki üzerine kokoreç+ayran yerine kahve üzerine poğaça+ayran. Gece eve kadar değil koğuşa kadar yürüyüş. Herşeyi bişeylerin yerini tutması için yapıp hiçbirşeyden o tadı alamayınca sıkılıyorsun.

* Burada bir zamanlar "Hakkı Bulama" adında bir adam askerlik yapıyormuş. Ne kadar enteresan.

* 54 dolabın bulunduğu ortamda koğuş nöbeti. Saat 03.25. Birisi dolabında saatini unutmuş ve alarmı her 5dkda bir 1dk ötüyor. Bulmaca gibi. Sinir oldum.

* Her gün ağzıma bir Duman şarkısı dolanıyor. Hayırdır inşallah. Hakikaten güzel gidiyor.

* Hemşire acaip asıldı. Gece gece.

* Ahaha bugün de beni sormuş pffppp.

* Garaj nöbeti. Bütün kamyonların plakası 42 ile başlıyor.

* SİGARA NEDİR?
Sanki bilmiyormuşum gibi. "Hata yapıyorsun Serdar. Hiç başlama içmeye." diyorlar sigara içtiğimi görenler. Hafif bir baş dönmesi yapıyor bende. Zaten hoşuma giden yanı da bu. Burada gerçekten ihtiyaç oluyor alkolsüz ortamda. Uzun süredir içenlerde artık yapmıyormuş baş dönmesi sordum birkaç kişiye. Bilmiyorum içmelerinin ne anlamı kaldığını bu etkiyi yapmıyorsa artık. Bi de bişey dikkatimi çekti, nefesi burundan verdiğin zaman dönmenin etkisi daha fazla oluyor ağızdan vermeye nazaran. Burundaki sinir uçlarının ağızdan daha hassas olduğu gerçeği. Burundan alınan uyuşturucu maddelerin ağızdan alınana göre daha daha etkili olacağı gerçeği. Ne büyük bir zavallılık bu kendini uyuşturmak isteği, mecburiyeti, yada mecbur hissetme isteği diyelim buna. Ayrıca tadı gerçekten berbat. Ağızda bıraktığı tat, genzimdeki yanma iğrenç. Ama şekerle birlikte içtim 1-2 defa. Bu biraz azalttı kötülüğü. Bi de hemen arkasından su içme ve tuvalete çıkma ihtiyacı yaratıyor. Neden bilmiyorum. Şu son nefesi çok güzel geliyor ama çok sigaranın dibine inmemek şartıyla. Filtrenin tadı tüm sigaranınkinden daha da bok gibi. Acı, çok kötü. Hafif burun akması da yapıyor bende evet. Aptalca ritüelleri de varmış. Dumanı çekip içindeyken ağzından kaçırmadan konuşamıyorsan sigara içmeyi bilmiyorsun demekmiş. Ne salakça geldi bana. Paul Auster - Duman'da birşey diyordu, adam sigarayı yakıyor, küllerini hiç dökmeden bir kapta topluyor, izmariti de içine atıyor. Tartıyor ve sigaranın yanmaya başlamadan önceki ağırlığından çıkartıp dumanın ağırlığını hesaplıyordu. Sigaranın başlı başına bir kültür olduğu kesin. Buradan çıkınca işim olacağını sanmıyorum ama kendisiyle. Yine de strese iyi geliyor evet.

* Gece'nin şarkısı ne güzel. Öldüm, kollarında cenneti gördüm, senden sonra söndüm, yakan yok. Öf çok sıkıldım buradan hadi gidelim artık.

* Son nöbet 15 mayıs pazar cephanelik kıdemli 08-10. Hiçbirşey hissetmiyorum bunun hakkında.

* Arka kapılar ne muhteşem şeyler.

Saturday, February 26, 2011

Radiohead'in albüm çıkardığını bile duymayacak kadar kopuğum dünyadan. Kıbrıs'ta yıldızlar çok güzel. güneşin doğuşu da, karıncaların tavırları da. küçük bir not defterim var. çok hoş notlarım var. vücudum olmasa da kafam rahat. fiziksel yorgunluk kafayı meşgul ediyor. insanları sevmiyorum. gelicem.

Thursday, January 13, 2011

Kıbrıs'ta gece nöbet tutacak olmak demek, gökyüzünü ilk defa oradan seyredecek olmam demek. Bunun nesi kötü ki? Yarından itibaren 130 gün.

Sunday, January 2, 2011

fitter happier

Askerdeki beklemeler, en uzunu 3m'lik sürünmeler, koşmalar ve yürümeler, dışarıda karşılaşılan "yapmam-yapamam-yapmayacağım" köklü veya anlamlı cümlelerden daha fazla yıpratmıyor. Fiziki yorgunluk 6-7 saatlik uykuyla geçiyor ama gözümü açtığımda kafamda kelimeler kaldığı yerden dönmeye devam ediyor. "Ne kadar silmeye çalışırsan o kadar belirginleşiyor". Normal hayat can sıkıntıları getiriyordu, anormal olanı normal olandan uzaklaşmayı sağlıyor. Şu 3 günlük normallik iznimden sonra yarın askerliğe dönüp rahatlayacağımı bilmek canımı sıkıyor. Dialoglar iğrendiriyor. "İnsan" kümesi kalabalıklaşıyor. İstediğin şey olmaz, sürünsen de varamazsın.

Saturday, December 11, 2010


Doğru söylediğime eminim. 28 günlük "normalden farklı olma" hadisesi varsa önünde, bunun için öncelikle konsantre olmak gerekiyor. Büyük şoklar bu durumu kolaylaştırmakta kesin başarı gösterecek olsa da, amaç şok geçirmemek olacaksa (-ki böyle olmalıdır, zira şok anı bilincin kaybolmasına ve içgüdüsel korunma gereksinimlerinin yitirilmesine yol açar) yapılması gereken şey (evet) insanlıktan çıkmak.
Askerlik komik bişey. Düşünsenize gelecek aylarda sizi benim korumam isteniyor. Yerinizde olsam uyumazdım. Hadi eyvallah.

Sunday, November 28, 2010

Bodoslama ağaca girdim ya.

Saturday, November 6, 2010

V

Bazen bazı dialoglar kuruyorum. Kendi kendime konuşuyorum evet. Bazılarını buraya da yazmıştım. Bu yandaki bir süredir aklımdaydı ve avatarımdı. İlk kurduğumda 3 gün gülmüştüm. Gerçek olacağı aklıma gelmezdi. Ama tam yerine cuk oturdu. İnsan kendini iyi hissediyor. Yine yapıcam.
Biraz da intikam zevki...

Saturday, October 30, 2010

gecenin sayısı 4. küfür ede ede gülmekten öldüm herşeye. bok varmış koşun ey ahali. midesi nasıl kaldırıyor ki insanların? hadi mide kustuğunda düzeldi diyelim, kafan nasıl kaldırıyor bu bokluğu? ULAN? kafanı da geçtim, nasıl bir kalp bu? ne işe yarıyor? yaşattığını mı sanıyorsun o atışların seni? komediden başka bir şeye dönüştürmedi "tekme atan viyaklayan minik domuz" (edebiyat yaptım). halinizi gördükçe gülmekten ölüyorum. kurtarmak uzak ihtimal, kenarda dursun. sadece biraz daha çabuk olsun.

Friday, October 29, 2010

böyle karşılaştığımızda ay çok özlemişiiiiim falan diyenler; hiç inandırıcı değilsiniz.

Saturday, October 23, 2010

bazen de aniden dengen bozuluveriyor ama. aslında sadece orada oturuyor oluyorsun. üç maymundan en şanslı olan hangisi? görmeyen mi, duymayan mı, konuşmayan mı? birisini yapmadığın anda kendini maymun gibi hissediyorsun.

Friday, October 22, 2010

Monday, October 18, 2010

insanlar uyuyor.

-insanlar yaşıyor.
-kaşarlı tost.
-cajun dance party.
-tahta çatal.
-it's not you.
-doğal gaz vanasının markası duyar.
-üzümler küflenmiş.
-tost makinesinde 3dk
-bıçak kemiğe dayandı.
-home run.
-soğuk çay sevmiyorum, çay demlemek zor geliyor, sallama çay sevmiyorum. lipton icetea ısıtılıp içilmez mi?
-böğk iğrenç.
-before we slide.
-cd-r.
-bir tostu yapmaya başlamakla yiyip bitirip bulaşığını yıkamak tam bir cajun dance party albümü kadar sürüyor.
-insanlar uyanıp angelo rules izlemeli 4-5 defa.
-sene önce de aynı tiny toonları yayınlıyorlardı. günümüz çocukları 20 sene geriden mi geliyor? sabah 8de kalkanlar evet.
-"Şimdi bir köşede oturup paslanmamı mı istiyorsunuz yoksa ayakta dikilirken aniden yere düşüp parçalanmamı mı?"
-ya tarantino pulp fiction'ı çekmemiş olsaydı samuel jackson tipli mafya adamları ne tipte olacaklardı?
-ölmedi ama yatağından çıkamıyor.
-erkekler de kendisiyle futbol konuşan kızları itici bulurlar. hele hele bildiğini sananları hiç çekemezler.
‎-1000 kanal değiştirdim 2 saat önce.
-dedektif conan'ı indirmeli biyerlerden.
-ben de bazı kişilere göre insan olduğuma göre uyuyabilirim bir süre. zaman tutuyoruz bakalık uykum kaç cajun dance party albümü sürüyor.
‎-17
-keresteden pinokyo.
-tanıdığım insanların birbirleriyle yeni tanışması haline birtürlü alışamıyorum.
-jonny greenwood bile yapsa pek bişey ifade etmiyor kendini kaptırmadıkça.
‎-"kasenin kapağını yarıya kadar açarak içinden çıkan iki ayrı sos paketini kaseye boşaltınız.(sosların miktarını damak zevkinize göre ayarlayabilirsiniz)"
ulan peki ilk defa yerken ne kadar koyucaz? ya çok acı gelirse tüüüü.
-al işte zehir gibi.
-evet günde 1-2 saat counter strike oynuyorum.
-artık gs maçlarını dinlemiyorum bile sinir bozuyor.
-rijkaard istifa etmezse kovulsun bu ne ya.
-bu yılmaz vural da manyak mı ne?
-işte bu yüzden twitter'ı kullanmıyorum. çok saçma bişey bence. hergün 40 tane yazı yazarım, sonunda ben de deliririm takip edenler de.

Sunday, October 17, 2010

ahahaha o kadar da bunalım değilmişim. haha salak tarihler:)

Thursday, October 14, 2010

12 saat True Blood izledim. İlk sezonun tamamını bir oturuşta izledim. Bok gibiymiş. Zaten vampir zımbırtılarını hiç sevmem, çok aptalca oluyorlar.
elimdeki gücü kullanmamak salaklık. geri geldim.

Wednesday, October 13, 2010

üzülmem. ben bişey yapmadım.

Tuesday, October 12, 2010

fazla mı özgür kaldım ne? hiçbişey yapasım yok. yazmak için bir site arayabilirim her an. değişiklik olur.

Friday, October 8, 2010

‎-uçan pizza gördüm.
-sen ne içtin serdar?
-kola.
Shutter Island'ı izledim çok güzelmiş. -de daha 30. dakikada olayı çözdüm ben tüh.

Sunday, October 3, 2010

Anlatalım diye deliren şeyleriz halbuki.

Sunday, September 19, 2010

kendi psikopatlıklarımızın suçunu da filmlere şarkılara falan atmıyor muyuz, hastasıyım.

SPACEMEN 3 # 2 ROLLERCOASTER



adamı önce döversin. korkma. o kavgadan kaçacak kadar korkak. kendinden geçer. her yeri kanlar içinde. bir küvete koyarsın. küvetin karşısına bir dev ayna koyarsın. 3 boy neşter, büyük, orta, küçük. küçük neşter can yakar, uyandırır. kendilerini kesilirken görmekten hiç hoşlanmazlar. neşter boyu ve yanma hissi doğru orantılı artar. sonuçta sol elini alnına koymuş sandalyede bulursun kendini. sol bileğindeki damarın atışını izlersin.

bkz; resurrection man
amacım olur. intikam alırım. yemin ederim döverim. çok sinirleniyorum. gözüm döner. misilleme yaparım. MİSİLLEME YAPARIM.