Tuesday, April 4, 2017

bir nisan

herkes şık şık giyinmiş, süslenmiş, kafalarında parti şapkaları, potrişler, düdükler, yüksek sesli pop müzik. teraslı, oldukça büyük bir ev partisi gibi bişey. üstümde yeşil hastane kıyafeti, kolumda serum dolanıyorum sağa sola. tanıdığım herkes orada. herkes neredeyse sarhoş. saçlarımı kazımışlar. yalpalayarak oda oda geziyorum. gören herkes serdarcım güçlü ol, yanındayız falan diyor ama çığlıklar, danslar pek eğleniyor herkes. annem haber yolluyor birisiyle, serdar iyi değilse gidelim, çok kaldık demiş. bütün sülale de orada. inatla dolanıyorum oda oda ben. amacım ne bilmiyorum. sonra birden 3 dişim kırılıyor. ağzım kanlar içinde. tutup çekiyorum bir tanesini. kocaman yeşil-turuncu bir diş kökü geliyor elime. tutamıyorum, masanın altına düşüyor. birileri etrafımda kahkahalar atarak izliyor bunu. ama çok da dostaneler. sanki her gün başıma geliyormuş gibi. masanın altına girip alıp çıkartıyor kocaman bi abi kahkahalarla. eğlence durmuyor devam ediyor. ayakta duracak halim yok, suratımda en ufak mutluluk yok. kalbimin çok hızlı attığını farkedip yere düşecek gibi olunca uyanıyorum.

muhtemelen charlie brown'un aslında kanser bi çocuk olduğu komplo teorisinden etkilendim. ama nisan başlarında psikolojim bu şekilde oluyor mecburen. eğlenmeye devam.

Wednesday, February 8, 2017

verdiğim bir kararı neden sorgulamak zorunda hissediyorsun ki? ben deli değil miydim?

Tuesday, February 7, 2017

şeker gibi çocuk. uyum sağlamaya çalışıyor. eridi. kafalar karışmasın. evine dön. canınızı sıkmak istemem.

Saturday, October 22, 2016

kim bilir kaç yerde karşılaşıp birbirimizi tanımadık.
DAHA NE İSTİYORSUN?

Saturday, September 24, 2016

gün sonunda güzel gün geçirdik dedim iş arkadaşlarıma. güzel günüm buysa ben artık ölmek istiyorum. yalan yalan gülmekten bıktım. benden daha mutlu insanların depresiflik numaralarından bıktım. almak istedikleri arabalardan, yatırımını neye yapması gerektiğini anlatan, tartışan, aynı anılarını 5.defa anlatan insanları dinlemekten bıktım. aylardır kendi yatağımda yatamıyor olmaktan bıktım. işten bıktım. insanlardan bıktım. yemeklerden bıktım. sigaradan bıktım. içkiden bıktım. nefes almaktan, uyuyakalmaktan, uyuyamamaktan, uyumamaktan, müzik dinlemekten bıktım. yapmak istediğim hiç bir şey yok. hiç bir hedefim yok. anlatacak bir şeyim yok. dinlemek istediğim muhabbet yok. görmek istediğim kimse yok. kurtuluş yolu bulamıyorum bu durumdan. ev alayım, araba alayım, film yapayım, kuş vurayım gibi isteklerim yok. hayata dair bir kaygım yok. gelecek planım, kariyer hedefim yok. canımın istediği gibi yaşayamıyorum, çünkü böyle birşeyim de yok. hasta olup kurtarılamamayı bekliyorum. sağlıkla ilgili herhangi bir şeye dikkat etmiyorum. sürekli yorgunum, hep bitkinim. can sıkıntısından ölünmüyor. olmuyor. çaresizlikten ne yapacağımı bilemiyor haldeyim. birgün bilsem bile yapmayacağım. bu lanet başıma neden sarıldı bilmiyorum. yaşıtlarım 2. çocuklarına bakıyor. ben saçımı bile taramadım 15 yıldır. yanlarında 5-6 yaş küçük duruyorum benden 5-6 yaş küçük insanların. siyasetten bahsediyorlar. ben de spongebob'dan. sonra her sorunlarına çözüm söylüyorum. haklı buluyorlar. iyi akşamlar abi diyorlar. gitmesini hiç istemeyeceğim kişi sendin diyorlar. ben de tabanca çok canımı yakar diye düşünüyor oluyorum bu sırada. kusmak istiyorum. ölmeyi beklemek 70 yaşından sonra akla gelmeli. yarı yaşına bile gelmeden noluyor bana böyle? zevk alabileceğim tek şey yok dünyada. her şey biter.

Wednesday, August 10, 2016

sen hiç amacını kaybettin mi? hangi şarkıyı dinlersen dinle işe yaramıyor.

Thursday, August 4, 2016

buldum. 2

olanlara inanamıyorum. bir kahve benim aklımı nasıl bu kadar karman çorman etti? 15 yıllık acı kahve. hayat boyu anlattığın en iyi hikayenin final bölümüne yakışır şok. bir çocuk doğar ve adı koyulur. şizofren miyim? hiçbiri yok mu? delirdim mi ya da? buldum. 2

korktuğum ne varsa beni öldürmeyi beceremiyor. umut da beceremedi.

Saturday, July 9, 2016

ratcatcher

gizli gizli dolaşıyor. göremezsin. oralarda bir yerlerde. varlığından haberin var ama görünmüyor. yakalayamazsın çünkü seni takip ediyor. gideceğin yere senden önce varıyor. aklından çıkaramıyorsun, aklından çıkmıyorsun. pis, viran. kalabalıkta kayboluyor, boşlukta görünmüyor. hemen arkanda. sana küfürler ediyor, umudunu tüketiyorsun. sığındığı tek şeyi. o yüzden yok ortada. olsaydı yok olurdu. kamufle. pislik içindeki pislik o     "-ki bakmazsın", aydınlıkta zaten yoktur. ümidi yok olurdu, tamamen yok olurdu. tek atış, son şans. kaçmaya yer arıyor. kaçır onu kurtul ondan. başkaları zarar görmesin. ne de masumlar! gözleri parlıyor, ağızları sulanıyor, salyaları akıyor. silahı yok. tam arkanda. hiç değiştirmedi zaten.


ah.gg

ty willard

Sunday, June 26, 2016

beni arayan soran yok ama herkes geçenlerde seni konuştuk, seni andık falan diyor. öldüm mü ulan ben? öldüysem neden bu kadar ölememiş hissediyorum?

Saturday, May 28, 2016

hayat, beni öldürüyorsun

gerçekten konuşmaya başladığmda dayanabilen kimse olmadı.

Saturday, May 7, 2016


insanlıktan çıkmanın son sınırının burası olduğuna inanıyorum. sanırım dini inancım bu.

Friday, May 6, 2016

uykusuzluktan mı ölürüm yoksa can sıkıntısından mı diye düşünürken tek başıma kaldığım evde yatarken odamın kapısını bile kilitliyorum. beni kimsenin öldürmesine ihtiyacım yok. ben kendim de halledebilirim o işi.

Wednesday, April 20, 2016

sorun varsa o anda daha büyüğünü oluştur. küçüğünü kimse hatırlamaz. zaten büyüğünün de çözümünü biliyorsun. canınızı sıkmak istemem.

Tuesday, April 12, 2016

uyuyamıyorum


memnun olmadığım şeyin ne olduğunu anlayamıyorum bir türlü. son zamanlarda etrafımda eğlenmenin, mutlu olmanın peşine düşmüş insanlar topluluğu var. her kelimesini özenle seçtim şu son cümlenin. ben blog yazmaya döndüm ama. beni bilirsin (yalana bak, bilmekmiş pehh), işler kötü gidiyorsa en iyi bildiğim yöntemlere sığınırım. geçen gece 4 saat sokaklarda dolaştım iş yorgunluğunun üstüne. nefret ettiğim aklımı geri kazanmaya mı çalışıyorum bilmiyorum. etkili bir perişan olma yöntemi. kimselerle görüşemiyorum, görüşünce mutsuz oluyorum, geç kalıyorlar, gelmiyorlar, ben gitmiyorum. çabuk sarhoş olmaya başladım, aklımdan iyi düşünceleri çıkarmaya çalışmakla uğraşıyorum. göz altı torbalarım erişkin düzeye ulaştı. eskisinden daha kambur duruyorum. iyi giden şeyin sadece çalıştığın işin olması çoğu kişi için yeterli bir durumken, bunun aslında ne kadar hastalıklı bir durum olduğunu görmezden mi geliyorlar yoksa gerçekten haklılar mı? mutlu olmam gerekiyorsa neden değilim? mutlu olmak diye bir şeyin imkansızlığını kanıtlamak için ikna kabiliyetinden daha fazla bir şey bulmam lazım. ölümden bahsedip durma serdar diyorlar. etrafta hiçbir şey hakkında bile herşeyden bahseden birileri varken herşeyin baş nedeninden bahsetmekten neden çekinmeliyim bilmiyorum. anlamıyorum. tanrıdan falan bahsedenler var. büyük büyük adamlar. düşünsene yine karanlıktayken aydınlık bilgisayar ekranına bakıp düşünmeye başladım. bu sağlıklı bir şey mi? dün 3 paket sigara içtim, sağlıktan bahsetme bana. etrafta fotoğraf çektirmek için platese giden salaklar var bilmiyor musun? kim daha sağlıklı acaba? geçen gün doğum günümdü ya hani, herkes iyi ki doğdun dedi bana. tabii ki öyle diyecekler, -bunu sürekli tekrar edicem ama, sadece kendi işine yaramıyor olmanın nasıl bir duygu olduğunu bilmiyorlar ki. beni sadece doğum günümde hatırlıyorlar zaten. yine bir nisan acısı. buna bunalım diyemem ama standart genel geçer kurallar bunalım diyor. havalar güzelleşti, herkesi bir enerji kapladı, cıvıl cıvıllar falan ve benim enerjimi emiyorlar. bunalımsa da buraya giriş yolunu bilmiyorum. çıkıştan bahsedince ise kabul görmüyor. gözüme güneş girerken nasıl mutlu olayım? soğukta üşürken nasıl mutlu olsaydım? bak bu kadar basit aslında kanıtı. ben yokken herşey çok değişti.

Thursday, March 31, 2016

- geçen gün seni gördüm.
- üstüme atlamazmışsın demek ki.

Wednesday, March 23, 2016

Yine uyku yok. kaçıyor. 3 ay bekle. ama boşuna. insanların bir şeyi anlamaları için kafalarına odunla vurmak lazım. ima ederek anlatmak da neymiş. uykusuluk bir zor durumda olma hali vücut için. zor durumda beyin her zamankinden daha üretici. çünkü canı yanmakta. düşünme eyleminin bir an önce bitmesini ister. bu yüzden fikir üretmekte başarılıdır. hızlıdır. ürettikçe devamı gelir. kafama odunla vurun. anlatıyorum anlatıyorum anlatamıyorum.

Saturday, January 9, 2016

96 yılı falandı zannediyorum. balıkesir'deyiz biz daha. radiohead dinlemeye başlamışız yeni yeni. 2 tane çocuk intihar etmiş camdan atlayıp. odalarının duvarına da creep'in sözlerini yazmışlar öyle atlamışlar. yazık. annem ve babam odadan çağırdı beni salona. bak bu çocuk sana benziyor dediler. siyaset meydanı izliyorlarmış. harun tekin çıkmış televizyona. onu gösterdiler. satanistliği tartışıyorlarmış siyaset meydanında. annem ve babam da izliyormuş korkarak. korkmuyorlardır ya neyse. harun'dan korusun herkesi birileri. adam suede'i kötüledi geçenlerde ekipmanları iyiydi diye. tüü.

Thursday, December 10, 2015

dayı

acaip. çok acaip. dayı oldum. ufacık bir şey geldi yanımıza. daha ellerini bile bilmiyor, parmaklar karman çorman. hiçbir şey bilmiyor. yemek veriyorlar ağzına, hoşuna gitti yutuyor. hiç, hiçbir şey bilmediğin oldu mu? olmuş, farkında değilmişsin. çocuk sadece ağlıyor her fırsatta. ne oluyor ulan der gibi. ağlıyor, nefes aldığını biliyor ve ciğeri acıyor belki. herşey berbat, alışmadığı gibi. etrafında insanlar var, annesi, babası, anneannesi, babaannesi, dedesi, halası, amcası, teyzesi, dayısı, en yakınları. ama o ağlıyor çünkü bisürü insan var ona bakan. belki daha görmüyor bile gölgeleri dışında. nereye geldim ben böyle! ben de olsam ağlarım. kim bunlar farkında değilim ki, insan var bir sürü. dehşete kapıldım. benim yaşadığım herşeyi yaşayacak. hatırladığım herşeyi o da geçirecek. hayatımda hatırladığım her şeyi. çoğu zaman neden geldim diyecek. kafasına sıkmak isteyecek ama yapamayacak korktuğu için. korkuyor herşeyden. korkacak da. insanlardan korkacak. nerede olduğunu hiç bilmeyecek. geçiştirecek, boşverecek, kendi kafasını yiyip bitirecek. delinin teki olmazsa ne olayım. bir insanın delinin teki olmamasını anlayamıyorum. yalan arkadaşlıklar, gerçek ölümler, uzak kalmalar, yıpranma, uykusuzluk, hepsini yaşayacak. dehşete kapılıyorum. çok küçük. ölüğümde arkamdan en çok ağlayacak kişiyle tanıştım. ben öyle yapmıştım. bunu biliyorum işte.

Monday, November 23, 2015

bana neden artık blog yazmıyorsun diyorlar. 2 sene öncesine göre çok daha şımarık, kendini beğenmiş, çok şeyi boşvermiş, küfürbaz, rahat, umursamaz, götü kalkık biri oldum da ondan. zaten az kişiyle görüşüyorum. onları da kaybederim muhtemelen. hmmm aslında kulağıma hoş geldi. kaybedecek bişeyim yok. zamanım dışında. hmmm kulağıma bu da hoş geldi. insan neyi kaybeder? cüzdanını falan. kendimi tekrar ederim yine yazarsam. müzik tekrarlardan oluşur. hmmm hoşuma gitti. uzun uzun yerin dibine sokacağım ne çok şey var. birikmiş. dur.

Tuesday, May 12, 2015

herkes gitti mi?
tamam.

ULAN! oh be tamam.

bak şimdi çok güzel bişeyden bahsedicem. ısrar.

bişey için 1 dememiş 2 dememiş 3 dememiş ısrar etmişsin. ISRAR.

1. istek sonunda ısrar eden kişi bi tepki almış. OLUMSUZ. geçtik.

2. sonunda da tepki OLUMSUZ. geçtik.

şimdi biraz mantıklı düşün arkadaşım. ısrar eden kişi ilk ikisi sonunda zaten 3. seferde de olumsuz tepki alacak. bunu gördü birader ilk 2 seferinde. 3. ısrarında gelecek olan olumsuz tepkiye karşı bir antitez üretmiştir sonunda. planı hazır. bu seferki olumsuz tepki üstüne taş gibi bir hamle yapacak. armut gibi kalacaksın sonrasında.

bokstan düşünelim. kübalı boksör sürekli sol direktlerle çalışıyor. karşısındaki amerikalı boksör 4.direktten sonra uyanıyor ve aldığı her 2. direkt yumruktan sonra sol kroşe atmaya başlıyor. kübalı boksör aldığı 2. kroşeden sonra akıllanır ve sol direktlerinin 2.sinden sonra gelecek olan sol kroşeyi bilir. 2 sol direkt sonrası sağ direkti hazır eder ve amerikalıyı yere serer. satranç gibi bişey.

ha nereye gelicem, ısrar varsa sonraki hamleyi de yapmayı akıl eder ısrar eden kişi bir süre sonra. ısrarlara ters cevap rakibi korkutur. amerikalının aldığı 8 direktten sonra sağ direktle cevap vermesi onu dünya şampiyonu yapar.

teşekkür ederim.

Tuesday, September 9, 2014

bazı yeni tanıştığım insanlar, bazı hiç tanışamadığım insanlar ve bazı küstüğüm insanlar çok fena blog yazma isteği yaratıyor bende.siz benim ne zaman blog yazdığımı çok iyi bilirsiniz. bu hala insanlarla ilişki halindeyim demek malesef. kurtul.

Friday, August 29, 2014

balıklar

bul ve korkut.
ah siz insanlar korkularınız ne kadar da önyargılı!
bildiğin gibi değil.
arkalarından ağlamamak için bütün manyakları bizzat buluyorum.
bul ve korkut. bul ve korkut.

Sunday, June 1, 2014

yoktu ki gereği. üsteleme. mottolaştırma. her yer taksim, her yer direniş. en yakınına git, orada ol. DIŞARIDA OL. oradayız, her yerdeyiz. "mesele sadece gezi parkı değil arkadaş, sen hala anlamadın mı? hadi gel."

Tuesday, May 13, 2014

görgü kuralı: birisi seni bir yere çağırıyor, görüşelim falan diyorsa ve meşguliyet belirtip gidemiyorsan yakın zamanda onu bir yere davet etmelisin. aksi hali terbiyesizlik, düşüncesizlik falandır. şahsi kanaatimse "bi siktir git" demektir, ağır hakarettir. cezalandırılmalıdır.

Tuesday, August 27, 2013

i.c.

- yalnız kalmaktan sıkıldığın olmuyor mu? - onlarla beraberken sıkıldığım kadar.

Thursday, August 22, 2013

yukarı çıkar seyrederim alemi. çok konuşmam küçük cümleler kurarım. yanıma gelirsin ve kaçarsın. sonra ben aşağı inerim ve oradan izlerim alemi. orada olduğum farkına varılmaz ve yukarı kaçarım. başa döneriz.

Wednesday, January 9, 2013

Saturday, January 5, 2013

xxxxx

- gitmek için erken değil miydi? - yanlarında fazla durma.

Tuesday, December 25, 2012

zamanı geldi yazmanın. çok sıkılıyorum.

Monday, October 15, 2012

... sonra birşey oldu. bunun hiç önemi yoktu.

Thursday, September 6, 2012

zor zamanında kendisine uzatılan eli unutanlar... siktirip gitsinler.

Friday, July 27, 2012

Friday, April 20, 2012

onarılmış kalp tüm eşeklikleri unutabilir. eşek de ne?

Saturday, April 14, 2012

13. Cuma

Sıcaklığı bilmiyorum ama 24 yine oradaydı (ters 42). Omzumdaki melek gözümün içine bakıyordu. Hiçbir yerde dur işareti görmedim. En az 4 sene oldu ve en fazla 5 metre yukarıdayım. Günlerden 13 ve cuma.  İtiraf edin yarın beni kimin öldürmesine karar verdiniz?

Wednesday, April 11, 2012

kötü birşey olmasını istemiyorsan suç işleme potansiyeli olan adamı ıslah etmeye çalışmak gerek. ona caphe almak değil.

Monday, April 9, 2012

pazar günü sigarayı bırakıyorum. yazdım da hadi bakalım.

Tuesday, March 20, 2012

insanlara bişeyleri yazarak daha iyi anlattığımı düşünüyorum. ama nasıl bir laubalilikle okuduklarını asla bilemediğim için hiç bir zaman istediğim sonuca varamıyorum.

Saturday, March 17, 2012

bileğimde bir koku. hayatımın anlamı bu. koklayınca anlıyorum 2 sene sonrasında. cinayet bile işlerim bunun yüzünden. hayat çok acımasızsın. ne dediğimi anında anlayan birisi var. bu en önemli şey. 2 senenin en güzel uykusu geliyor az sonra. tamamen bileğimle. ağlamamak için zor duruyorum. hatta damlıyor bile.

Friday, March 16, 2012

çok iyi buluyorum böyle nokta atışı vuhuuu. insanlardan nefret etmekte o kadar haklıyım ki. varsın benden nefret etsinler onlar da. hiç umurumda değil.

Sunday, March 11, 2012

özür dilemek

suratıma yumruğu attıktan sonra oradan kan akarken özür dilemek boş laftan başka bir şey değil. özür dilerken o kanı kendi eliyle siliyor olması önemli. insanların telafi etmeyecekleri şeyler için özür dilemeleri saçmalık.

Saturday, March 10, 2012

sivri bir zımbırtıyla kafama vursalar, kanlar fışkırsa, kaybetsem kendimi, ne olup bittiğini görmesem duymasam. bilmekten nefret ediyorum.

Tuesday, March 6, 2012

aaa evet şımarıklık bu tamam anladım. dur sen.

Sunday, March 4, 2012

bişey söylemek istiyorum. nasıl söylerim bilmiyorum.

Thursday, March 1, 2012

ben bisürü şeyi hiç anlamıyorum ve bu benim canımı çok sıkıyor. çok da insani şeyler bunlar halbuki.

Wednesday, February 29, 2012

bütün hevesim isteğim yok oldu gitti. soğutuyorsunuz beni insanlar.

Wednesday, February 22, 2012

sonra bir bakmışsın ki kafanı başka bir şey meşgul etmeye başlamış. google'da bile görmeye başlayıvermişsindir bir de bakmışsındır ki. takılıp kalırsın.

Monday, February 20, 2012

the day is not today

yıldızları özlemişim şimdi sigara içerken farkettim. geçen sene bu günlerde kıbrıs'ta ne çok izlemiştim tüfeğe sarılıp. ara sıra çok fena oluyor böyle yıldızlarımı hatırlamak o karanlığın içinde. ağır geliyor. yıldızlar, imgedir ve uzaktır.

Sunday, February 19, 2012

6 gecedir hatırı sayılır derecede içmeme rağmen hala hatasız bir iş daha organize edebildiğimi görmeye bayılıyorum. buna rağmen hala sadece kendimi ilgilendiren konularda nasıl oluyor da %100 başarısızlık sağlıyorum ben bundan hiçbir şey anlayabilmiş değilim. sadece kendi işine yaramadığın bir dünya çok lanet bişey. bence sırf bu yüzden bile benden çok süper bişey olur ama bir türlü onun ne olduğunu bulabilmiş değilim.

Tuesday, February 14, 2012

hala burayı okuduğunuzu biliyorum. en çok da bu koyuyor.

Monday, February 13, 2012

evet eğleniyorum. iğrenç bir çöküş bu. yerin dibine girmiş durumda saldırıyorum. yerin dibindeyim. ama eğleniyorum kimse bunu anlayamaz.

Saturday, February 11, 2012

şimdi şöyle oldu, herşeye yeniden başlıyorum. işten de istifa ettim. oh. baktın olmuyor, bırakacaksın. bıraktım hepsini. şimdi baştan başlıyorum. hepsi de böyle 2gün içinde üst üste geldi, herşeyden kurtulmuş oldum. heyecan, macera, aksiyon, aşk, dram, komedi, korku, paranoya, tesadüf, umut huhuuuvv.

Saturday, February 4, 2012

herkesin aklı başka yerlerde olduğu için herkes mutsuz.

Wednesday, February 1, 2012

dosya


Sorun çözmek, sıkıntılı mı? Boşversene hangi sorunu çözebiliyorsun ki? Varacağın sonuç yeni sorunlar yaratacak. Hayatın şartı bu aslında. Boş oturmayı beklemiyorsun herhalde. Düşündüğün sürece sorunlar çıkacak çünkü döngü de hayatın şartı. Bazen hiç beklemediğin şeyler acaip dengeni bozuyor. Sadece orada oturuyor oluyorsun ama. Takıntılı yaratıklarız, bu yüzden özgür kalmamız mümkün değil hiçbir zaman. Sadece dengeni tekrar kurmaya çalışmak bile takıntı. Derler ya "kaybedecek birşeyinin kalmaması özgürlüktür" diye, özgür kalmak için kasıtlı kaybetmek nedir peki? Fight Club'tır tamam. Ama filmde değiliz unutma. Gidip de evini yakamazsın gerçek hayatta. Onun yerine sağlığına dikkat etmezsin kolayca hasta olabilmek için. Sıkıldığın sevgilini çok seviyor gibi yapıp fazla üstüne düşersin, senden onun ayrılmasını sağlayıp başına dert olmaması için. Zayıf kalırsın güç gerektiren işleri yapamamak için. Herkesin konuştuğu yerde suskun kalırsın, nasıl olsa kimse kimseyi dinlemediği için. Sevmediğin oyunu her seferinde kasıtlı kaybedersin, seni illaki yenmek isteyenden kurtulmak için. Buna katılıyorum pasif kalarak özgürlüğe ulaşabilirsin. Ama benim aslen düşüncem kimseye aslında ne istediğini göstermek zorunda olmamak özgürlüktür. Yaşantımızın mühendisliğini yapamıyoruz, çünkü tesadüf denen garip bir yaratık var. Bütün bu sorunların kaynağı. Kafanın tesadüfü yakalamak üzerine çalıştığını anladığın anda herhangi bir harf, yazı, nota, şekil, işaret, taş parçası, su, şu, bu, sorunun merkezi oluveriyor ve onu çözmeye çalışmaktan başka hayatının anlamı kalmıyor. Anlatıyorum falan filan ama nasıl yapıp da beceriyorum ve iyi başladığım herşeyi her seferinde bir anda bok etmeyi becerebiliyorum? En büyük sorunum bu. Özgürlüğün anlamı olarak nitelediğin şeyi yapmaktan vazgeçtiğin anda içinden çıkamayacağın kadar karmaşıklaşıyor çözmeye çalıştığın sorun. Sonunda elinde hiçbir şey kalmıyor uzun uzun cümlelerden başka.

Monday, January 30, 2012

Geçen yıl şu günlerde djlik yapacağım bi gece için şöyle bişeyler yazmışım. Şimdi gördüm çok güldüm.


90'ların brit-pop ve 2000'lerin indie-rock merkezli gruplarının yüzümüzü güldürmekle ağlatmak arasında kararsız kalan şarkılarıyla gece içinde ani ...psikoloji değişimleri sağlayabilmek amaçlanacak.
Bir nevi deney. Biraz ekşi.
----------------------------------------------------------------------

Tabi bu yukarıdaki sadece yazmak gerekli olan tanıtım yazısıydı. Ama işin aslı şu ki büyük bir bunalımın kapısındayım. İçeri girmem için sadece bir iki gün kaldı. 6 Ocak'a kadar girmiş olur muyum bilmiyorum. Önümüzdeki günler gösterecek bunu. Ama düşünüyorum da, güzel bir salı akşamı arkadaşlarıyla birlikte Peyote'ye muhabbet etmeye gelmiş birisi için bu eğlence ortamına uygun şeyler çalmayacağımı biliyorum. Çünkü gerçekten orada oturup bütün gece cd değiştirmek yer yer sıkıcı olan bir durum. Eh o an itibariyle bu ruh haline sahip, üstelik de bunalıma yeni girmiş birinin çalacağı şeyler canınızı sıkacaktır gibi geliyor bana. Gerçekten canınızı sıkmak istemem. Ama öyle oluyor napayım:/
----------------------------------------------------------------------
Aslında paniğe kapılmamak gerekli. Sonuçta daha önce eğlendirebildiğim zamanlar da oldu. Aslında çok basit bir formülü de var. Arka arkaya çalacağım iki Smiths şarkısıyla bile birden insanların yüzü gülmeye başlıyor. Bu durum ne kadar acıklı ama neyse. Kimbilir belki önümüzdeki 2-3 gün içinde durum iyiye gider. Tarih vermem gerekirse 2 Ocak'ta kesin durumum belli olur sanırım. Belki de iyi olurum. Tam buraya Kilink-Çocuk Apart güzel giderdi mesela. "Belki yarın güzel olur...". "Tam buraya" dedim de söylemeden geçmeyeyim. Tamburada-Merdivenler çaldığım her anda oynamaya başlayan insanlar oluyor salonda illaki. Aslında eğlendirmenin formülü de belli. Arkasından hemen Morrissey-I Will See You In Far Off Places çalıp sonrasına da Tim Booth-Monkey God ve Massive Attack-Inertia Creeps çalarsan içeride oynamaya başlamayan kimse kalmaz (ben hariç). Massive Attack demişken yeni albümdeki "Dobro" da bu oynaklar kategorisini zorlayacak şimdiden söyleyeyim. Ama işin eğlenceli yanı ne biliyor musunuz, bütün bu eğlencenin arkasından ayağa kalkmış insanların adrenalinleri henüz ağızlarındayken onu yutmalarını sağlamak. Tüm bu eğlencenin dibine dinamit koyup kendi kendime pis pis sırıtmak gecenin en sevdiğim anı. Düşünsenize ayaktasınız, göbek atmakla meşgulsünüz ama aniden Jeff Buckley'nin sesiyle irkiliyorsunuz... Sanırım demeye çalıştığım ekşilik bu. Ama bol vitaminli endişelenmeyin. Neyse. Nasıl olsa gelmiceksiniz:/
----------------------------------------------------------------------
Ah sanki "sadece göbek atılarak eğlenilebilir" demişim gibi bir anlam bile çıkartılabilirmiş yukarıdaki cümlelerden. Ama orada kilit bir parantez var ki bu düşünceyi boşa çıkartır. Parantezleri seviyorum gerçekten. İçlerini özgürce dolduruyorsun ve cümleye anlam katıyor. Bir parantezin içini istediğin gibi doldurabilirsin, istediğin yere de koyabilirsin ve cümlen kuvvetlenir. Bilmem farkettiniz mi ama parantez şarkılar var bi de. İstediğin an çalabilirsin ve yaratmak istediğin atmosfere her açıdan destek olur. Bu kategoriye Travis, James ve The Verve şarkıları giriyor. Gerçekten ekşi.
----------------------------------------------------------------------
Aslında hepsi boş tabi :/
bir çok kişi benden büyük başarılar bekliyor ama o kadar çoklar ki hangisine yetişeceğimi bilmiyorum ve hiç zamanım yok. iş, müzik, hayat of napıcam ben?

Friday, January 27, 2012

delirdim mi gerçekten? yaptıklarımı öğrenenler ve bilenler deli diyor. bilmiyorum. o kadar da deli değilim bence. hatta mükemmel bir planla başarılı olduğumu bile söyleyebilirim. deli değilim. abartıyor olabilirim. sıkıcı hayatıma macera katıyorum ve gerçekten istediğim bişey için yaptığımı biliyorum. gecenin bir saati bu soğukta 2+2 saat yolu gitmeyi göze almak deli işi. ama insanlar aslında böyle şeyler yapmayacak kadar tembel oldukları için sıkılıyorlar. tabiki onunla tanışmak için olmasa ben de planlamazdım muhtemelen. üzgün ama mutluyum. bu nasıl oluyor, ne demek oluyor ben de bilmiyorum. midemde ağrısı.
salak paranoyağın tekiyim.

Thursday, January 26, 2012

-benimle hiç ilgilenmiyor ki.
-seni tanımıyor da ondan salak.

Tuesday, January 24, 2012

offff napıcam ben:/

Sunday, January 22, 2012

tarihler ve tesadüfler. bugün yeniden 22 ocak. 2 haftadır planını yaptığım şey tabiki gidip de 22 ocak'a denk gelecekti. tesadüf bu ya. oluruna bırakıp kafayı çalıştırmalı.

Tuesday, January 17, 2012

bin takla atmak gerek.

Monday, January 16, 2012

sonra yapacak birşeyin kalmaz. boş gözlerle bakmaya ve beklemeye devam edersin.

Thursday, January 12, 2012

evet deli gibi çalışıyorum. çünkü çok güzel. çok çok çok güzel. bu arada ben aşık oldum galiba. oley!

Wednesday, January 11, 2012

yalnız durum gerçekten fena. bir amaç edindim sonunda:) yine:/

Saturday, January 7, 2012

yok ben istanbul'lu olmuşum. birisine mesaj attım, daha cevabını almadan (bu arada gerçekten önemli bir konuydu) 1-2 saat sonra istiklal'de karşılaştım(her zamanki gibi tramvay yolunun üstünde, caddenin tam ortasında). daha sonra taksiyle eve dönerken taksi başka bi taksinin yanında durdu. yanında durduğumuz taksici ali abiydi. ismimle selamladı beni. bu kadar. serdarcığım tesadüf deme artık kafamızı s*ktin.

Friday, December 30, 2011

bir mühendislik firmasının patronu. telefonumla birisiyle konuştu. kapattı. telefonumun ekranında yazan "PANİĞE KAPILMA"yı gördü.
-paniğe kapılma mı? neden?
-(güldüm) bunu size en az 1 saat anlatabilirim ama eminim o kadar zamanınız yoktur. iyi laf diyip geçiştireyim.
-(güldü)
şimdi sıçtık işte. kaç serdar kaç. daha önceden tecrübeliyim neyse ki. ben baya tecrübeli biri oldum yahu. yaşlandım galiba artık iyice.

Monday, December 19, 2011

her gün şurayı açıp bakan ortalama 14-15 kişi var. bu 14-15 kişiden günde 3-4 tanesi burayı açıp bakacağına bana bişeyler anlatsa, sorsa, konuşsa hayatım çok daha güzel olurdu muhtemelen. belki de olmazdı da. bilmiyorum.

Wednesday, December 14, 2011

bir grup insan var ki uyuz oluyorum. duman'ın şarkısı gibi, bir acaip yarıştasın, hem öndesin hem rahatsın, o zaman ne için ağlarsın. neyin depresyonuna giriyorsun birader?

Sunday, December 11, 2011

2 gece üst üste içtikten sonra 3. gün içtiğinde doğrudan baş ağrının geçmesine neden oluyor. 2 gece üst üste olan şeyler 3 günde insana iyi hissettiriyor. 2 gece üst üste uzaktan bakmak bile. bu arada ne zaman hayatın benim için kötü gittiğini düşünmeye başladıysam galatasaray iyi gitmeye başlıyor ve mutluluk veriyor alttan alttan. futbol kitlelerin afyonudur, tek kişilik kitleyim.

Saturday, December 10, 2011

uzaktan bakmayı bile özlemişim. lanet olsun.

Monday, December 5, 2011

ben kendimi her yerde fazlalık gibi hissetmeye başladım yine.

Sunday, December 4, 2011

ballad

annem bana bu akşam "geberip gideceksin haberin yok" dedi. insan annesine "istediğim de o zaten" yada "seni bekliyorum sadece" diyemiyor ki. herşey tamam işte, askerliği bitirdik, iş bulduk çalışıyoruz ne değişti? her gün en az bir önceki kadar kötü. gözlerin görmek istemediklerini görüyor ama görmeden geçirebildiğin bir yaşam da düşünemiyorsun. kulakların yüksek sesli müzikten artık az işitmeye başladı ve hala etraftaki gürültüyü duymamak için yüksek sesle dinlemeye devam ediyorsun. ayrıca sürekli bir uğultu duyuyorsun. kafan uğulduyor. parmak uçların alkolün etkisinde ve dokunduğunu farketmiyorsun. ellerindeki yaralara dokunmak, kanatmak zevk haline geliyor çünkü acıyı hissedebiliyorsun sadece. dudakların çatlak, dizlerin ağrıyor. ya olmasalardı? bilgisayarın ekranını kirpiklerin kapatıyor, ışıl ışıllar. sonra gidip çocukluk resimlerine bakıyorsun ve herşeye lanet ediyorsun. ne kadar temiz görünüyorsun. ne geçti başından ki aynada şimdi böylesin? hiç mi? tek kabahat görmek mi? gözlerini kapatabiliyor musun? di mi hayat ne güzel. lanet olsun.

Thursday, December 1, 2011

böyle kusmak istiyorum içim dışıma çıkana kadar, hiçbir şeyi görmeyip kimseyi tanımayana kadar. serdarcharliebrown'u öldürmek istiyorum. artık katlanamıyorum.

Sunday, November 27, 2011

her zaman söyle olur; vazgeçersin birşeyle uğraşmaktan, sonra artık isteğin tamamen geçmiş gibidir, sonra birden birşeyle karşılaşırsın tam o anda ve uğraşmak için tam zamanı olduğuna karar verirsin tekrar.

Tuesday, November 15, 2011

öyle aptalca esprilere ne gerek var ki salak.

Saturday, November 12, 2011

yok yani plan yapmak kolay da planın tutması ne zaman gerçekleşmiş ki? bu kadar tesadüf tesadüf diye konuşup hala arkasından plan yapıyorum salak gibi. planlar tutmaz.

Tuesday, November 8, 2011

all aboard the adventure

bütün derdimiz anlatmak. yaşa istediğin kadar. anlatamadıktan sonra neyine yarar ki? evet maceralar yaşıyoruz. ama maceraları çoğu zaman sonuca varmayacağını bile bile sadece anlatmak üzerine kurguluyoruz. planlar yapıyoruz, sonucunu biliyoruz boka saracak, ama sonuna kadar gitmeyi istiyoruz ki anlatacağımız birşeyler olsun. tüm amacımız ortalığın karışması aslında. çünkü boktan hayatlarımız bize macera sunmuyor. işten eve, evden işe bir hayat yaşamıyoruz ve savaşabileceğimiz bir idealimiz da yok. hayat bize bu talihi sunmadı ve "hayat"ı herşey için suçlamaya hiçbir fırsatı kaçırmıyoruz evet, yine. yapabilecek birşeyimiz yok. ya maceralar yaratıcaz basit hayatımıza karıştırabilecek yada kitap yazıcaz paul auster gibi tesadüflerimizi yazarak. biraz da farkında olarak... basit olan maceralar yaratmak bizim için evet. bir kız bulucaz ve en basiti olaraktan adını bir takım benzerliklerle hayatımızın anlamı durumuna getiricez. doğum günü de uygunsa ne ala. 2 gibi B gibi. alfabenin 2. harfi olması, 2'nin aslında göründüğünden daha büyük bir sayı olması gibi falan filan. sonra bunu herkese yaza çize anlatacağız ki anlatacak bir hikayemiz olsun. bir boka yaramayacak ve karaköy iskelesini batırıcaz sadece öyle olmasını istediğimiz için ki lanet olası da fırtınaya yenik düşecek bir gün gerçekten. durmayacağız elimizde koç bir alfabe ve ulu bir matematik var. keratanın tekiyiz, her akıl oyununu pisliğimize dahil edebilecek kadar zekiyiz. bütün işimiz aslında pislik. aklımız böyle çalışıyor. duyduğumuz cazır cazır gitar sesleri bize ilham veriyor. duygusallık bizim alt beynimiz aslında. duyduğunuz, gördüğünüz masum yüz, temiz kalbimizin aslında pek de gerçek olmayan pis tarafı. çünkü yeterince kamufle olmuş durumda. kamuflaj fazla kaçtığında görmen gereken şey zaten ortadan artık kaybolmuştur. "bu gürültüde bizi kimse duyamaz". evet tek istediğimiz şey anlatma ve etrafımızda kimsenin olup olmaması pek de umurumuzda değil. birileri var mı? duyacaklarına inanamayacaklar ve dahasını da isteyecekler. kesinlikle dahası da var. tek sıkıntımızsa "how do i end this?" birgün olmak zorunda. "see you there".

the rascals'a teşekkürlerle...

Tuesday, November 1, 2011

artık tepkilerimi çok daha net ve direkt vermeye karar verdim. sıkı dur!

Tuesday, October 25, 2011

zaten olmayacak bir şeyi denemekten vazgeçince -ki yanlış anlamadan dolayı vazgeçilmiş olsa bile, zaten olmayacak bir şey olduğu için tekrar zorlamak anlamsız.
-mı? sonra hep aynı soru gelir arkasından; "ne kaybederim?" zaman? zamanın sınırsız olduğunu düşünüyorum. ölünce ah zaman yetmedi şunu yapamadım diye düşünemeyeceğiz sanırım. yada ah şununla uğraşırken zaman kaybetmişim demeye zamanımız olmayacak o zaman. ne kaybederim? ne kaybederim? ne kaybederim? hiçbir şey gelmiyor aklıma. bir kişi ne kaybeder? cüzdanını kaybeder. akıl sağlığından bahsetmeyin.

Sunday, October 23, 2011

lanet olsun ki

sen akıllı bir insansın. bunda bu kadar anlaşılmayacak, şaşırılacak bir şey yok. herşey doğal seyrinde gelişiyor. ilginç bir durum yok. kızla erkek tanışır, yemek yerler, içerler, bir yerlere giderler, muhabbet ederler, gülüp eğlenirler, film izlerler, birlikte planlar yaparlar. erkek yalnızdır, kız da öyledir sanıyordur. ondan hoşlanır. sonra arkadaşlarını kızdırmak pahasına bir gece bütün planlarını alt üst ederek kızla zaman geçirebilmek için onun bulunduğu yere gider ve onu başka bir erkekle görür. kız yanından onu görmeden geçer gider. erkeğin morali bozulur, canı sıkılır ve kızdan uzak durmaya karar verir. hepsi bu. çok doğal bir akış. anlaşılmayacak bir şey yok. bu sıradan bir durum bir erkek için. aslında "anlamak" diye bir durum da olmamalı bu halde. anlaşılması gereken bir şey yok çünkü doğal bir akış var işin içinde. doğru kelime "bilmek" olmalı. insanlara konuşarak bile bir şeyler anlatmak kolay değil. illaki kafalarına odunla vurmak gerekiyor. konuşmadan bile bir şeyler anlatmaya çalışmaksa boş işler oluyor işte. ama bu doğal akışın biliniyor olması her zaman umuttur. bilmeyenlerin olması, yada doğal olanın birbirlerinin üstüne atlamak olmadığını bilmeyene denk gelmek, sonucunda uzak durma yollarını bulmayı getirir. erkek için bu sefer yanlış bir şey yapmadığını bilmek iç rahatlığı getirir, kızsa umursamıyordur zaten. sonunda güzel geçen 2 hafta kalır geride. ve hayat devam eder bu döngüde sürekli.

Monday, October 17, 2011

manyak mı lan bu insanlar?

Sunday, October 16, 2011

herkes çok konuştuğu için haklı sanılıyor. konuşmamam haksız olduğum anlamına gelmez.
bok yedim. aferin.

şart 1- "PANİĞE KAPILMA" (büyük harflerle olmasına dikkat),
şart 2- "boşver",
şart 3- "kendinizi sakın benim farkıma varmak zorundaymış gibi hissetmeyin lütfen. benden nefret ettiğinizi biliyorum",
şart 4- "acele etme",
şart 5- "hayal kurma",
şart 6- "yanlarında fazla durma".

kimya sevmem. nşa(normal şartlar altında) kimyanın bana kazandırdığı tek şey. ve normal şartlar bunlar. aklından çıkarma. yaşamaya devam ediyoruz.

Saturday, October 15, 2011

ama nasıl ya? blogları neden seviyorum biliyor musunuz? acaba ne düşünüyor dediğin kişi yazıyor mesela!

Saturday, October 8, 2011

boşuna uğraşıyorum yine ama uğraşmaya devam edicem. çok net gördüm. ama benim de eğlencem bu napayım.

Tuesday, October 4, 2011

çağırıp bir yandan da gelmesin diye dua ediyorum. boku yemekten bıktım.
ayrıca bişey daha var. last.fm'in ilgimi çekiyor saçmalığı. ilgimi çekiyor... konser değil.... bu böyle kapalı anlatılabilecek bişey değil susayım daha iyi. eksik kaldı kapalı anlatımlarım evet.

Friday, September 30, 2011

ben o bildiğiniz süper, tatlı, komik serdar falan değilim. herşey bir yere kadar. o yer burası. bir kişi buraya girdikten sonra benden şirinlik falan beklemesin. başlıyor.

*buradan kastettiğim yerin blog olduğunu düşünen ufak beyinliler mi var?

Wednesday, September 28, 2011

herşey 2 sene önce bu günlerdeki seyrinde devam etmeye başladı. sonu çok kötüydü. boku yedim ben yine. çok akıllı davranmam lazım. kafamın kaydığı dakikalarda çok dikkatli olmam lazım. kontrolümü kaybetmemem lazım. tesadüf döngüsüne inanırken biraz da ona güvenmem lazım. herşeyi illaki ben yapmak zorunda değilim. bu gece biraz ders olsun. beklemeyi de bil.

Sunday, September 25, 2011

Offff anlatmak istediğim çok şey var ama anlatacak kimseyi bulamıyorum ve bu yaşadığım en büyük sıkıntı. Hayatımın en mutlu zamanlarından birine doğru gittiğimin farkındayım ama anlatamıyorum. "anlatalım diye deliren insanlarız."

Sunday, September 18, 2011

allaallaaaaa garip bişeyler oluyor!
düşündüm, bir inşaat mühendisinin yeri inşaatıdır. tatil bitti. çalışırken normalden daha yaratıcı olduğumu düşününce; ladies and gentlemen we are floating in space.

Tuesday, September 13, 2011

Friday, September 9, 2011

Kedilerle ilgilenmiyorum.

Thursday, September 1, 2011

-Niye ben değil de sen?
-Çünkü sen yakın arkadaşısın. Ben o kadar değilim.

Wednesday, August 24, 2011

Canım çok sıkılıyor. Çok düzensiz gidiyorum, kalbim kırık, kafam boş, cesaretim yok.

Monday, August 22, 2011

Elbet elime düşeceksin! Bir kaç sene beklerim.

Friday, August 19, 2011

6 yıllık last.fm arşivimi sildim. yeniden başlıyorum çok heyecanlı.

Canın Cehenneme

-az psikopat değilsin.

-yeterince olsaydım şimdi yaşamıyor olurdun.

Wednesday, August 17, 2011

Üst üste yumruklar alıyor Serdar. Acaba kalkabilecek mi? Bir Rocky değil.

Saturday, August 13, 2011

Ya bu kadar takıntılı olmamam lazım ya yuh artık ya.

Friday, August 12, 2011

Ya bi de gaza gelen biri olsaydım? Herşey müsait.

Tuesday, August 9, 2011

Kendi bokunu temizlemeden başka boklara bulaşma.

Saturday, July 23, 2011

öyle rastgele bir film seyretmeye başlıyorum, güzel devam edip bitiyor falan, öyle bir rastgelelik ki filmin sonunda radiohead-let down çalarak bitiyor. daha önce de oldu böyle şeyler. çok şarkı bilmekten mi yoksa çok film seyretmekten mi oluyor bu? çok film seyretmiyorum ki.

Tuesday, July 19, 2011

hehe bu arada bloglarımı kimse okumamaya başladı. eh tabi hiç bişey yazmıyorum diye. evet çözüm buymuş. ne güzel. 4-5 giriş oluyor günde ve en az 2si benim. güzel güzel. öteki bloga herkes rock'n coke, one love kritiği falan bekliyordur muhtemelen. yazmayacağım. suede konserini bile yazmayacağım. travis'i de. böyle iyi şimdilik. zaten bişey de yok yazılacak. canım sıkılıyor, iş arıyorum, inşaat mühendisi olucam falan filan. o kadar. oh.
aslında biraz dışardan bakınca anlaşılıyor ki o kötü adam benim galiba.

Saturday, July 2, 2011

"az psikopat değilsin."mişim.